**HAKİKAT SANCAĞININ KALEM KILICI: ÖMER LÜTFİ METE Yunus Buğra yılmaz**
Türk milletinin tarihsel yürüyüşünde bazı şahsiyetler vardır ki, onlar sadece birer yazar, şair veya fikir adamı olmanın ötesinde; milletin ruh kökünü, milli hafızasını ve istikbal ülküsünü sırtlayan birer Alperen gibi mühim bir misyonu icra ederler. Türk milliyetçiliği davasına kalemini, kelamını ve ömrünü vakfetmiş bu müstesna isimlerden biri de merhum Ömer Lütfi Mete’dir. O, inandığı değerleri asla taviz vermeden savunan, entelektüel birikimini bu toprakların huzuru, bağımsızlığı ve bekası için kuşanmış hakiki bir Hakikat ve Ülkü adamıdır.
HAKİKAT SANCAĞININ KALEM KILICI: ÖMER LÜTFİ METE
Yunus Buğra yılmaz
Türk milletinin tarihsel yürüyüşünde bazı şahsiyetler vardır ki, onlar sadece birer yazar, şair veya fikir adamı olmanın ötesinde; milletin ruh kökünü, milli hafızasını ve istikbal ülküsünü sırtlayan birer Alperen gibi mühim bir misyonu icra ederler. Türk milliyetçiliği davasına kalemini, kelamını ve ömrünü vakfetmiş bu müstesna isimlerden biri de merhum Ömer Lütfi Mete’dir. O, inandığı değerleri asla taviz vermeden savunan, entelektüel birikimini bu toprakların huzuru, bağımsızlığı ve bekası için kuşanmış hakiki bir Hakikat ve Ülkü adamıdır.
Bir Dava Adamı ve Mütefekkir Olarak Ömer Lütfi Mete
Ömer Lütfi Mete; gazeteciliği, senaristliği, şairliği ve mütefekkir kimliğiyle çok yönlü bir kültür insanıydı. Ancak onu tanımlayan en temel vasıf, sahip olduğu milliyetçi-maneviyatçı çizgiden hiçbir devirde sapmamış olmasıdır. Türkiye’nin en sancılı dönemlerinde, fikir işportacılığının ve teslimiyetçiliğin piyasa yaptığı zeminlerde dahi o, kalemiyle iman kalesini müdafaa eden bir nefer oldu.
Ona göre Türk milliyetçiliği; sadece ırki bir aidiyet veya hamasetten ibaret değildi. Türk milliyetçiliği; İslam’ın adalet, fazilet ve nizam ölçüleriyle harmanlanmış, mazlumların sığınağı, tarihi bir medeniyet davasıydı. Mete, yazılarında ve eserlerinde bu şuuru genç nesillere aktarmayı en büyük vazife bildi.
Sanatı ve Kalemi Millî Bir Şuurla Kuşanmak
Ömer Lütfi Mete, sanatın ve medyanın toplum mühendisliğinde ne kadar yıkıcı veya yapıcı kullanılabileceğinin pek erken farkına varan aydınlardandı. Televizyon dizileri, senaryolar ve sinema projeleriyle (örneğin Kurşun Asker, Deliyürek, Ezo Gelin, Kurtlar Vadisi gibi projelerdeki derin tesirleri ve fikirsel altyapılarıyla) Türk milletinin kronikleşmiş meselelerine, derin devlet reflekslerine, emperyalist kuşatmalara ve küresel çetelerin oyunlarına dikkat çekti.
Onun kaleme aldığı her senaryo ve yazdığı her mısra, popüler kültürün sığ sularında kaybolmak için değil, Türk insanına kendi tarihini, kendi coğrafyasını ve üzerinde oynanan kirli oyunları gösteren birer uyarı levhası niteliğindeydi. Şiirlerinde ise hüzün ile coşkunun, melankoli ile büyük bir tarih bilincinin muazzam bir sentezi yer alır. O, vatan sevgisini kelimelerin en zarif ve en asil halleriyle nakşetmiştir.
Emperyalizme ve Zihniyet İşgaline Karşı Duruş
Türk milliyetçisi bir bakış açısı, her şeyden önce bağımsızlık tutkusunu ve milli kimliği koruma iradesini gerektirir. Ömer Lütfi Mete, ömrü boyunca içimizdeki ve dışımızdaki mandacılara, zihniyet işgalcilerine, milli ve manevi değerleri yozlaştıran odaklara karşı keskin bir kalemle mücadele etmiştir. Türkiye’nin jeopolitik konumunun, kültürel zenginliğinin ve İslam dünyasının merkezindeki rolünün bilincinde olarak, her daim "büyük ve güçlü Türkiye" idealini savunmuştur.
O, Türk milletinin tarihten silinmek istenen bir devrin yorgun evlatları değil, kökleri derinlerde olan ve yeniden şaha kalkmaya muktedir bir ulu çınar olduğunu haykırmıştır. Eleştirilerinde asla yapıcı olmaktan uzaklaşmamış, lakin haksızlık karşısında da dervişane sabrını çelikten bir iradeye dönüştürmesini bilmiştir.
Son Söz: Bir Bayrak Yarışı
Ömer Lütfi Mete, 2009 yılında Hakk’ın rahmetine kavuştuğunda arkasında sadece eserler değil, doldurulması güç bir fikir boşluğu ve bükülmez bir kalem bıraktı. Bugün onun bıraktığı yerden millî duruşu, yerli düşünceyi ve hakikat arayışını sürdürmek; her Türk milliyetçisinin ve vatansever aydınının omuzlarındaki tarihî bir sorumluluktur.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun. O, bu topraklarda "Ben Türk’üm, Müslüman’ım ve bu milletin varlığına adanmış bir deliyim" diyebilecek cesareti gösteren onurlu kalemlerin en parlak simgelerinden biri olarak hep hatırlanacaktır.