"Bazı ölümler, sadece bir son değil; vatanın geleceği için atılan son derstir."
KİMLİĞİ VE BİR ÖĞRETMENİN YEMİNİ
Bir milletin irfan meşalesini Diyarbakır semalarında dört yanına taşıyan adsız kahramanlardan biriydi Ömer Atılgan. Henüz 44 yaşındaydı; ömrünün en verimli çağında, yuvasında sıcak bir nefes, eşine sadık bir yoldaş ve iki çocuğuna ışık saçan bir babaydı. Ancak bu kimliklerinin ötesinde, o, bir idealin neferi, bir Ülkücü Şehit olarak anılacaktı.
Diyarbakır Eğitim Enstitüsü’nün ocağında pişmiş, ruhuna millet sevgisini nakşetmişti. Onun için sınıf sadece bir oda değil, geleceğin tohumlarının ekildiği kutsal bir tarlaydı.
DİYARBAKIR’DA BİR HİZMET DESTANI
Ömer Atılgan’ın hayatı, sadece ders vermekle sınırlı kalmadı; o, adanmışlığın ta kendisiydi. Diyarbakır’ın çetin coğrafyasında, memleketin çeşitli ilçelerinde Milli Eğitimin bayrağını en yüksekte tutan bir yönetici olarak görev yaptı. Bütün zorluklara rağmen, eğitimin ve bilginin gücüne olan inancı sarsılmazdı.
Son dört yılı ise, Bağlar Atatürk Ortaokulu’nun müdürü olarak geçti. Bu okul, onun için sadece bir iş yeri değil, ideolojik fırtınaların ortasında bir liman, milli ruhu koruma kalesiydi. Görev yaptığı her gün, omuzlarındaki yükü cesaretle taşıdı, çünkü biliyordu ki o yıllarda çocuklarımızın yarınını inşa etmek, cephede çarpışmaktan farksızdı.
26 EKİM SEHERİ: SON ADIM
Tarih 26 Ekim 1977’yi gösteriyordu. Göğün rengi henüz tam aydınlanmamışken, saat 07.00 sularında, vatanın görev aşkıyla dolu kalbi yerindeydi. Müdür Ömer Atılgan, her sabah olduğu gibi, evinden kutsal görevinin başına, öğrencilerine doğru yola çıkmıştı. Bu, sadece rutinden ibaret bir yürüyüş değil, ülkülerine doğru atılan kararlı bir adımdı.
O, tehlikenin farkındaydı. Karanlık ideolojilerin pusuda beklediği bu dönemde, öğretmenlik yapmak demek, canını ortaya koymak demekti. Ancak bu korku, onun görev aşkının önüne geçemedi. O, okulu bekleyen öğrencilerine, vatanı bekleyen geleceğe doğru yürüyordu.
KIZIL VURGUN VE EBEDİ ŞEHADET
Ancak o seher vakti, Diyarbakır sokaklarında pusu kurulmuştu. Hür fikirlerin ve milli şuurun yeşermesine tahammül edemeyen, kızıl komünizmin karanlık gölgeleri, silahlara sarılmıştı.
Ömer Atılgan, silahsızdı. Elinde kalemi ve yüreğinde vatan aşkıyla yürüyen bu büyük insanın üzerine korkakça ateş açıldı. Hain saldırı, soğuk ve acımasızdı. Vücuduna isabet eden tam 4 kurşun, bir eğitimcinin sesini susturmayı, bir müdürün yürüyüşünü durdurmayı hedeflemişti.
Fakat onlar sadece bir bedeni durdurabildi; bir idealin meşalesini söndüremediler. Ömer Atılgan, öğrencilerine ulaşamadan, tam da görev yolundayken, düştüğü yerde şehadet şerbetini içti. Olay yerinde sonsuzluğa yürüyüşü, kuru bir ölüm değil, bir vatanseverin canıyla ödediği en büyük fedakârlık, öğrencilerine bıraktığı en son ve en destansı dersti.
"Ömer Atılgan, her sabah kapısını açtığı okulu bekçisi olarak değil, uğruna can verdiği bir vatan mektebinin ebedi müdürü olarak tarihin destanına yazılmıştır."