“Vatan aşkı, dağların doruklarından kopup gelen bir fırtına gibi, en gencecik kalbi bile çelikleştirebilir.”
YİTİK YILLARIN ADANMIŞ RUHU
Adıyaman’ın Kahta topraklarından filizlenen bir fidandı Tevfik Seçilmiş. Henüz 19 yaşındaydı; ömrünün baharı, en ağır yükü omuzlamıştı. Öğrenciydi. Gençliğin en kıymetli yıllarını kitaplar arasında geçirmek yerine, vatanın bekası için süren çetin bir mücadelenin tam ortasında bulmuştu kendini. İkameti Kahta olsa da, ruhu ve davası, Türkiye’nin dört bir yanını kucaklıyordu. O, toprağına, bayrağına ve ülkülerine adanmış, pırıl pırıl bir yiğitti.
KUTLU DAVANIN SAVAŞÇI ÖĞRENCİSİ
Tevfik, Gaziantep Eğitim Enstitüsü’nün sıralarında sadece ders almıyordu; o, geleceği yazan bir fedaiydi. Ülkesinin üzerinde dolaşan karanlık bir tehlikenin farkındaydı. Türkiye’yi parçalamayı, komünistleştirmeyi ve vatan toprağında zorla "kurtarılmış bölgeler" kurmayı hedefleyen Kürtçü devrimci-komünistlere karşı bir kalkan olmuştu. Tevfik’in duruşu, ideolojik ihanet rüzgârına karşı dikilen, korkuyu tanımayan bir kale gibiydi.
ÇELİKLEŞEN YÜREK
Onun bu kutlu davası, düşmanın nefretini üzerine çekmekte gecikmedi. Mücadelesinin ne denli çetin olduğunun en acı kanıtı, henüz lise birinci sınıftayken bile hain saldırıya uğramış olmasıydı. Ancak bu ilk yara, Tevfik’i yıldırmak bir yana, yeminine daha sıkı bağlanmasını sağlamıştı. Her saldırı izi, onun yüreğinin çelikleştiğinin, geri adım atmayacağının ve bu topraklar için canını vermeye hazır olduğunun ilanıydı.
ADIYAMAN’IN KANLA YAZILAN DESTANI
Takvimler 17 Ekim 1979’u gösteriyordu. Okul tatildi. Tevfik, vatan bildiği, sığınak bildiği memleketinde dinleniyordu. Ancak nöbeti asla bitmemişti.
O kader anında, yalnız değildi. Yanında, davasına omuz veren iki büyük isim daha vardı: Adıyaman MHP Gençlik Kolları Başkanı Mehmet Remzi Aslangöz ve ÜGD Adıyaman Şubesi yönetim kurulu üyesi Mithat Yaşar. Bu üç Bozkurt, Adıyaman’ın Bahçelievler semtinde, saatler 22:10’u gösterirken, karanlığın ortasında, kaderlerine doğru yürüyorlardı.
ÜÇ BOZKURT’UN EBEDİ YEMİNİ
Hain pusunun namluları, adaleti değil, ideolojik kini taşıyordu. Üç yiğit, vatanın birliği için verdikleri mücadeleyi, son anlarında bile terk etmediler. Silahlı saldırı, Tevfik’i ve dava arkadaşlarını hedef aldı; bu, sadece üç bedene değil, ülkücü hareketin gençliğine sıkılan bir kurşundu.
19 yaşındaki Tevfik Seçilmiş, memleketinde, en güvendiği kardeşleriyle birlikte can verdi. O gece, onlar düşmediler; aksine, Adıyaman semalarında şahadete yükseldiler. Tevfik, Mehmet Remzi Aslangöz ve Mithat Yaşar, omuz omuza, aynı ideal uğruna kanlarını akıtarak, tarihe “Üç Bozkurt’un Ebedi Yemini” olarak yazıldılar.
“Bazı hayatlar kısa sürer; ama 19 yıla sığdırılan fedakârlık, nesiller boyu sürecek bir destanın ilk satırıdır.”