"Bazı ruhlar, daha hayatlarının baharında olsalar da, yürüyecekleri yola ömürlerinin tüm ağırlığını yüklerler. Onlar, gecenin en zifiri anında dahi sönmeyen genç meşalelerdir."
KİMLİĞİ VE BİR GENÇ BOZKURT'UN YEMİNİ
O, Giresun’un topraklarından fışkıran bir fidandı. Doğduğu yer, Bulancak’ın Erdoğan Köyü, kaderinin yazıldığı yer olacaktı. Adı, Mustafa Aydın. Henüz on yedi yaşındaydı. Hayatın en saf, en umutlu evresinde, Giresun Endüstri Meslek Lisesi sıralarında geleceğe dair hayaller kuran bir öğrenciydi. Fakat o yıllar, gençliğin masumiyetini çalan, ideallerin can pazarına kurulduğu zorlu bir dönemeçti. Mustafa, yaşı küçük olsa da, duruşu asırlar sürecek bir inancın ve adanmışlığın sembolüydü.
1979: ALINAN ÖLÜMSÜZ KARAR
Takvimler, 06 Ekim 1979 tarihini gösteriyordu. Türkiye’nin üzerinde kasvetli bir sis tabakası vardı ve bu sis, ülkücü gençlerin attığı her adımı tehlikeye çeviriyordu. Mustafa Aydın, yalnızca okumak ve milletine hizmet etmek isteyen bir gençti; ancak içinde bulunduğu çağ, ondan ders kitaplarının ötesinde bir fedakârlık talep ediyordu. O, hayatının baharında, yürüdüğü yolun bedelini bile bile ülkücü duruşundan vazgeçmeyen Giresun’un yiğit bir evladıydı.
O KARANLIK GECENİN ZULMÜ
Karanlık çökmüş, saatler 21.30’u vurmuştu. Gündüzün tüm gürültüsü yerini, sinsice hazırlanan bir pusuya bırakmıştı. Mustafa, o gece Malpazarı denilen mevkiden, kalbindeki vatan sevgisiyle evine doğru yürüyordu. Bu, masum bir eve dönüş yolculuğuydu; ama bilmediği bir şey vardı: Devrimci solcu-komünist militanlar, genç bir ruhun ışığını söndürmek için en alçakça yolu seçmişlerdi.
DİRENİŞ VE SON NEFES
Gecenin karanlığına sığınan katil eller, aniden belirdiler. Karşılarında duran, ne askeri bir birlik ne de tecrübeli bir savaşçıydı; karşılarında yalnızca inancıyla dimdik duran, on yedi yaşındaki bir lise öğrencisi vardı. Silahlarını ona, Malpazarı’ndan evine yürüyen o pırıl pırıl gence doğrulttular. Bu, vicdanını yitirmişliğin, ideallere duyulan nefretin en acımasız gösterisiydi. Katil eller, acımasızca tetiğe dokundular. O an, bir ülkücünün kararlılığı, toprağın kaderiyle birleşiyordu.
Mustafa Aydın, Giresun’un gencecik bir Bozkurt evladıydı ve tüm hayalleri, tüm geleceği arkasında bırakarak şehadet mertebesine yükseldi. O karanlık gecede düşerken, attığı son adım, sadece bir öğrencinin değil, bir milletin cesaret ve fedakârlık destanının son satırı oldu.
EBEDİ IŞIK
Henüz on yedi yaşında toprağa düşen Mustafa Aydın, adını sadece bir şehitlik kaydına değil, ülkücü hareketin kalbine silinmez bir mühürle kazıdı. Kanıyla yazdığı bu kısa hayat hikâyesi, korkaklığa ve zulme karşı duran gençliğin daimi yemini oldu.
"O, sadece on yedi yıl yaşadı. Ancak Mustafa Aydın’ın duruşu, tarihin en uzun ve en onurlu destanıdır."