"Bazılarının ömrü kısadır, fakat taşıdıkları bayrak, en uzun asırların fırtınasına dahi meydan okur."
YUSUFELİ'NİN SÖNMEYEN ATEŞİ
Trabzon, 20 Ekim 1979... Tarih, 21 yaşındaki bir yiğidin nefesinin kesildiği o karanlık günü kaydederken, ardında bıraktığı destan, Artvin’in Yusufeli yaylalarından yankılanıyordu. Henüz hayatının baharında, Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeoloji bölümünde ikinci sınıf öğrencisi olan bu genç, sadece okuyan değil, aynı zamanda ülkücü ruhun sarsılmaz kalesiydi. O, İbrahim Yaralı’ydı. Adı, fedakârlıkla yazılmış kısa bir ömrün simgesi haline gelecekti.
ADANMIŞ BİR YÜREK VE ROL MODEL
İbrahim Yaralı’nın genç omuzlarına yüklediği görev, sadece üniversite sıralarıyla sınırlı değildi. Memleketinin, Artvin Yusufeli Ülkücü Gençlik Derneği'nin başkanı olarak, Anadolu'nun zorlu coğrafyasında davasının sancağını taşıyordu. Aynı kararlılıkla, okuduğu üniversitenin içinde de ülkücü gençlerin bölüm başkanlığını üstlenmişti. O, sadece bir öğrenci değil, etrafındaki her gence yol gösteren, adaleti ve inancı temsil eden, adanmışlığın ta kendisiydi. Onun hayatı, bir cübbe giymiş 21 yıllık bir meşaleydi.
KARANLIĞIN ORTASINDAKİ DURUŞ
1979 yılının o puslu atmosferinde, vatan sevdalılarının omuzlarındaki baskı dayanılmaz bir hal almıştı. İbrahim Yaralı, bu mücadelenin tam merkezinde, iki cepheli bir kuşatmanın altında duruyordu. Bir yanda, dönemin siyasi atmosferinden güç alan POL-DER'li polislerin sistematik baskıları; diğer yanda ise komünist örgütlerin tehdit ve tacizleri vardı. O, bu ortak düşmanlık çemberine rağmen, inancından zerre taviz vermeden her gün okuluna yürüdü. Baskı ne kadar artarsa artsın, onun duruşu o denli sertleşiyordu. O, tehdit edenlere karşı eğilmeyen onurun adresiydi.
KAHPE PUSU VE SON NEFESTEKİ VECD
Ve o acı gün geldi. İbrahim Yaralı, Trabzon’un Kahraman Maraş Caddesi üzerinde, sıradan bir hayatın rutinini yaşarken, bir büfeden gazete alıyordu. Tam da bu anda, okuduğu okulun komünist öğrencilerinin kurduğu, alçakça ve kahpe bir pusu devreye girdi. Yüzlerce insanın gözleri önünde, henüz 21 yaşında, geleceğe dair hayalleri olan bu yiğit, hain kurşunların hedefi oldu.
Bedenine dört kurşun saplanmasına rağmen, onun son nefesi bile bir kahramanlık ilanıydı. Can pazarı kurulmuşken, kanlar içinde yere yığılmışken dahi, bilinci davasına sadık kaldı. O son, kritik anlarda, cellatlarından birinin adını haykırdı: Dev-Genç üyesi Erol Yılmaz. Bu, davasına son tanıklığıydı.
Ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede, ülkücü şehit İbrahim Yaralı, hakkın rahmetine yürüdü. Fail belliydi, adı verilmişti; ancak ne acıdır ki, adını veren yiğit toprağa düşerken, kahpe kurşunu sıkan ortalıkta gezmeye devam etti, hiçbir zaman yakalanmadı. Bu büyük haksızlık, İbrahim Yaralı’nın fedakârlığının yüceliğini ve o dönemin karanlığını sonsuza dek mühürlemiştir.
"O, sadece 21 yaşında can vermedi; adını haykırarak ölümü yendi ve yeryüzündeki adaletsizliğe karşı ebedi bir şahitlik bıraktı."