“BAZI HAYATLAR SADECE NEFES ALMAK İÇİN DEĞİL, UĞRUNA ÖLMEK İÇİN YAŞANIR.”
GENCECİK BİR İDEALİN DOĞUŞU
1979 yılının karanlık gölgesinde, henüz on sekiz bahar görmüş bir fidan duruyordu: Ülkücü Şehit Mustafa Baran. Onun hayatı, bir dönemin çetin mücadelesi içinde, sıradan bir biyografi olmaktan çıkıp, adanmışlığın sarsılmaz bir destanına dönüşmüştür.
Kırşehir’in bağrında, ilk ve ortaokul sıralarında yüreğine düşen milli ülkü ateşi, genç Mustafa’nın yolunu aydınlattı. Daha lise yıllarının başında, inandığı değerler uğruna geri adım atmayarak, dönemin zorlu olaylarına karışmaktan çekinmedi. Bu kararlılık, babası tarafından dahi fark edilmiş, onu bu ateş çemberinden korumak adına liseyi tamamlaması için Yozgat’ın Yerköy ilçesine yollanmıştı. Ancak bu, bir kaçış değil, sadece kısa bir mola, bir kahramanın geri dönmek üzere çekildiği geçici bir inzivaydı.
KIRŞEHİR’E DÖNÜŞ VE KADERİN ÇAĞRISI
Mustafa Baran, eğitimini Yerköy’de tamamlasa da, ruhu ve mücadelesi Kırşehir’de kalmıştı. O, kalbi ait olduğu topraklara döndü. Biliyordu ki, Kırşehir sokakları henüz sükûna ermemişti ve mücadelesi devam ediyordu.
O kara günde, 16 Ekim 1979’da, ailece oturdukları Aşıkpaşa Mahallesi’nde, üç dava arkadaşıyla birlikte yürüyorlardı. Dört genç ve taşıdıkları tek bir bayrak... Ancak kader, o gün omuz omuza yürüyen bu yiğitlerin önüne, kinle bilenmiş bir duvar ördü.
AŞIKPAŞA’DA VUKU BULAN SAVAŞ
Gözü dönmüş, kalabalık bir grup komünist militan, dört arkadaşın yolunu kesti. Sayıca kat be kat üstün olan düşman karşısında, geri çekilmeyi ya da teslim olmayı düşünmediler. Silahsız da olsalar, oracıkta, Aşıkpaşa’nın dar sokaklarında inancın ve cesaretin destansı mücadelesini başlattılar.
Kısa süren ama tarihe sığdırılan o çetin direnişin ardından, çemberden kurtulmak zorundaydılar. Onların kaçışı korkaklık değil, yaşamı davalarına adamış olanların nefes alma çabasıydı. Kırşehir’in tehlikeli sokaklarında başlayan bu umutsuz koşu, genç Mustafa’yı ebediyete taşıyacak olan son adımıydı.
SON NEFES VE ŞEHADET MÜHRÜ
O, zalimin elinden kurtulmaya çalışırken, kaderin en acı cilvesiyle yüzleşti. Bir arabanın çarpması sonucu, 18 yıllık ömrü, davası için verdiği mücadelenin tam ortasında son buldu. Mustafa Baran, Kırşehir’de, 16 Ekim 1979’da şehit düştü.
O an, onun bedeni yere yığılsa da, yüreğindeki ideal sönmedi. O, düşmana teslim olmamak için canını feda eden, tehlikeye rağmen son nefesine kadar koşan bir kahramandı. Onun gençliği, o karanlık dönemde adanmışlığın ve fedakârlığın ebedi mührü olarak Kırşehir semalarına kazındı.
“18 YILLIK BİR ÖMRE SIĞDIRILAN FEDAKÂRLIK, TARİHİN EN UZUN DESTANINDAN DAHA AĞIRDIR.”