"Bazı hayatlar doğarken değil, durdukları yerin bedelini öderken destanlaşır."
KÖYDEN YÜKSELEN IŞIK: HİDAYET SERT’İN YÜKÜ
Hatay’ın kadim topraklarından, Hassa ilçesinin şirin Dedemli Köyü’nden fışkıran bir fidandı o. On üç canın en büyüğü olarak dünyaya gelmek, omuzlarına daha çocuk yaşta büyük bir sorumluluk yüklemişti. O, sadece bir evlat değil, ailesinin ve sonrasında milletinin geleceği için adanmış bir rehber olacaktı.
İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü’nün bilgi kapılarından geçip, öğretmenlik mesleğinin kutsal yükünü sırtlanmıştı. Onun mesleği sadece tahtaya yazı yazmak değil, zihinlere cesaret tohumları ekmekti.
ADANMIŞLIĞIN CEPHE HATLARI VE KARARLI DURUŞ
Hidayet Sert’in öğretmenlik yolculuğu, Gaziantep Göztepe Lisesi ile başlamış; ardından Kilis’in Musabeyli Nahiyesi Ortaokulu’na, nihayetinde ise Gaziantep Atatürk Lisesi müdür yardımcılığı görevine uzanmıştı. Onun için makamlar bir yükseliş değil, bir davasını hayata geçirme sahasıydı. O, ÜLKÜ-BİR (Ülkücü Öğretmenler Birliği Derneği) üyesi olarak sadece eğitim değil, milli şuur mücadelesi veriyordu.
Gaziantep Atatürk Lisesi’ne tayin edilmesi, bir cepheye atanması anlamına geliyordu. O dönemin ağır şartlarında, devrimci-solcu komünistlerin okullar üzerinde kurduğu karanlık hakimiyet, bir zulüm zinciriydi. Hidayet Sert, korkusuzca bu zinciri kırmak için adım attı. Onun dimdik duruşu, gençlerin zihinlerini aydınlatması ve milli duruşuyla, o karanlık hakimiyeti yerle bir etti.
İşte bu karar, onu sadece bir idareci değil, hakikatin hedef tahtasına dönüşen bir kahraman haline getirdi. O, geleceğini bile bile, davasından asla geri dönmedi.
20 EKİM 1977: SON YÜRÜYÜŞ
20 Ekim 1977 sabahıydı. Hidayet Sert, o gün de her günkü gibi, görev aşkıyla, öğrencilerine ulaşmak üzere yola çıktı. Biliyordu ki, attığı her adım tehlike çemberine bir adım daha yaklaştırıyordu onu, ama cübbesinin ve davasının ağırlığı, onu geri döndürmedi.
Ancak karanlık, pususunu çoktan kurmuştu. Devrimci solcu-komünist militanlar, Gaziantep sokaklarında, bir kahramanın aydınlığını söndürmek için bekliyorlardı. Kahpe bir tuzak kurulmuştu. Hidayet Öğretmeni gördükleri an, namlularının ağzından zehirli bir kurşun yağmuru boşaldı.
O yiğit ülküdaşımız, o hain saldırının ortasında, bedenini siper ederek yere kapaklandı.
YÜREĞİNDEN GİREN KURŞUN: EBEDİ ŞEHADET
Saldırının alçaklığı, kurşunun ulaştığı yerde saklıydı: Mermi, tam kalbinden girmiş ve sırtından çıkmıştı.
Hidayet Sert, 20 Ekim 1977 günü, düşmanının en büyük korkusu olan kararlılığı yüzünden, kahpece şehit edildi. Onun düşüşü, sadece bir bedenin toprağa kavuşması değildi; vatanın en fedakâr evlatlarından birinin, inancının bedelini canıyla ödediği andı. O, düştüğü o karanlık günde bile, arkasında bıraktığı ideal ile binlerce gence yol gösteren ebedi bir meşale oldu.
"Bazı kahramanlar, bedenleri yere düştüğünde dahi, kalplerinden çıkan kurşun iziyle milletinin hafızasına silinmez bir onur mührü vurur."