"Bazı ruhlar, inançlarının ateşiyle mühürlenir. Onların vedası, bir caddenin sessizliğinde değil, bir milletin vicdanında yankılanır."
MİLLET YOLUNUN ADANMIŞI
18 Ekim 1979... Bu tarih, sadece bir takvim yaprağı değil, bir davanın bedelinin ödendiği günün adı oldu. Ardahan’ın çetin coğrafyasında doğan YILMAZ TAŞKIN, fırtınalı bir çağın ortasında, 43 yıllık hayatını adanmışlığın onurlu timsali olarak yaşadı. O, sadece bir ESNAF/EMLAKÇI değildi; o, yuvasını Gebze’de kurmuş, evli ve çocuk babası olarak hem ailesine hem de ülkülerine sarsılmaz bir kale olmuştu. Onun elleri sadece iş yapmadı, aynı zamanda inancının bayrağını da taşıdı.
GEBZE'NİN SANCILI YILLARI VE DURUŞU
Yılmaz Taşkın, karanlık sislerin ülkeyi kapladığı 1970’lerin son çeyreğinde, korkuya teslim olmayı reddedenlerdendi. O, MHP GEBZE İlçe Başkanıydı. Bu unvan, o dönemde bir mevki değil, her an yanıp tutuşmaya hazır bir fedakârlık yeminiydi. Halkının arasında, Kocaeli’nin çalkantılı sokaklarında dimdik ayakta durarak, inançlarından zerre kadar taviz vermeden siyasi duruşunun bedelini her gün omuzladı. O, ardında yuvasını, önünde davasını gören, sorumluluk bilinciyle yoğrulmuş bir kahramandı.
İNSANLIĞIN EN ACI DERSİ
Ancak kader, Yılmaz Taşkın’a en ağır imtihanı, vicdanının genişliği üzerinden getirdi. Şehadetine giden yol, siyasi husumetten daha derin, daha yakıcı bir ihanetle örüldü. O, merhametin ve hemşerilik bağının gücüne inanarak, kendisine ait bir dükkânda çalışıyordu. Daha önce kendisine iş bulduğu, ekmek kapısı açtığı bir hemşehrisi, ideolojik ayrılığın kör ettiği bir kinle, MLKSP-B üyesi 18 yaşındaki devrimci solcu-komünist militan kimliğiyle karşısına dikildi. Yılmaz Taşkın’ın cömert eliyle uzattığı iyilik, kini ve nefreti durdurmaya yetmedi. Bu, bir liderin sadece siyasi düşmanına değil, bizzat yardım ettiği bir ele karşı durduğu anın sarsıcı dramıydı.
KIZILAY CADDESİNDE SON NÖBET
18 Ekim 1979 Perşembe günü, akşamın alacakaranlığı çökmüştü. Saat 18.30 sıralarıydı. Kızılay Caddesi’ndeki dükkânı, onun hem çalışma alanı hem de idealist ruhunun karargâhıydı. Huzurla otururken, karanlık namlunun gölgesi bu kutsal mekâna düştü. Genç bir düşmanın elinden çıkan, acımasız ve ani bir silahla yaylım ateşi, Yılmaz Taşkın’ın üzerine yağdı. O an, bir siyasi liderin son direniş anı, bir babanın son nefesi ve bir ülkücünün inancının son feryadıydı.
KOCAELİ SEMALARINA YÜKSELİŞ
Vücudunun çeşitli yerlerinden yaralar alan yiğit ülküdaşımız, kendi dükkânında, kendi davası uğruna, merhametinin bedelini ödediği yerde düştü. Kahraman Yılmaz Taşkın, olay yerinde ruhunu teslim ederek şehitlik mertebesine yükseldi. Onun kanı, sadece bir caddenin betonuna değil, uğruna yaşadığı değerlerin tarihine mühür oldu. 43 yıllık ömrüne sığdırdığı liderlik, babalık ve adanmışlık, o yaylım ateşiyle sonsuzluğa ulaştı. Yılmaz Taşkın, 1979 yılının o sonbahar akşamında, sadece bir kurşunla değil, bir milletin vicdanında yankılanan destansı bir fedakârlıkla anılmak üzere aramızdan ayrıldı.
"O, sadece düşmanının silahından değil, aynı zamanda minnet bilmeyen bir elden yara aldı. Ama 18 Ekim 1979, Yılmaz Taşkın’ın ruhunun Ardahan’dan Kocaeli’ye uzanan ebedi bir bayrak çektiği gündür."