"Bazı hayatlar kısa sürer, ama yaktıkları meşale, bir milletin vicdanında ebediyete uzanan bir destanın başlangıcıdır."
VURULMUŞ BİR ŞAFAK: KİMLİĞİ VE YÜKSELİŞİ
Kayseri toprağının bağrından, 1963 yılında, ülkücü bir davanın geleceğe dönük umudu olarak doğdu: Bekir Çifter. Kaderinde, fani bir ömür yerine, 16 yaşında tamamlanacak ulvi bir adanmışlık vardı. Henüz çocuk yaşta adım attığı Ahmet Paşa İlkokulunda dahi farkını ortaya koydu. Bilgiye olan susuzluğu ve zekâsı, onun sıradan bir öğrenci değil, parlak bir zihin olduğunun ilk işaretiydi. O, sadece bir evin ferdi değildi; iki kardeşten biri olarak, geride kalacak olanın kalbine kazınacak büyük bir mirasın sahibiydi.
İDEALİN IŞIĞI VE ERKEN GELEN BİLGE
Bekir Çifter, yalnızca okul sıralarında değil, yaz aylarında Hacı Kılıç Camisinde açılan kurslarda da bir yıldız gibi parladı. Yüzlerce, belki de yüz elli öğrencinin bulunduğu o kalabalıkta, ilmin ve irfanın zirvesine tırmandı. Bu başarı, öğretmenlerinin takdirini kazanarak ödüllendirilmesine vesile oldu; bu, onun hayatının, hakikate ve adalete adanmışlığın bir ödülü olacağının da erken bir göstergesiydi.
Kadı Burhanettin Ortaokulunu tamamladıktan sonra, lise eğitimine, milletin azmini temsil eden ATATÜRK Lisesinde başlamıştı. O, sadece bir "öğrenci" değildi; o, henüz 16 yaşındayken, karanlığın üzerine yürümek için kendini yetiştiren, idealist bir neferdi. Kitapları silahı, bilgisi kalkanıydı. Gençliğin en güzel baharında, ülkesine ve davasına olan sarsılmaz bağlılığı, onu kaçınılmaz bir mücadelenin tam ortasına çekti.
KADERİN İŞARET ETTİĞİ YER: YOĞUNBURÇ
18 Ekim 1979 Perşembe günü, bir kahramanın son yolculuğuna çıktığı gün olarak tarihe kazındı. Okuldan çıktı. Zihninde taşıdığı büyük ideallerle ve genç bir yüreğin coşkusuyla evine doğru yürüyordu. Bu, sıradan bir yürüyüş değildi; bu, bir imtihana doğru atılan kararlı adımlardı.
Kayseri’nin Yoğunburç mevkiine ulaştığında, o günün karanlık yüzü, pusu kurmuş bir tehdit olarak karşısına dikildi. Vatanın birliğini ve milletin iradesini hedef alan, komünistlerin kin dolu gölgesi üzerine çöktü. Bekir Çifter, henüz 16 yaşında, cepheden çok daha zalim bir sokak savaşının ortasında, ideallerinin bedelini ödemeye çağrıldı.
KURŞUN YAĞMURU VE EBEDİ ŞEHADET
İhanet, pusudan fışkıran kurşunlarla bir anda gökyüzünü yırtan bir fırtınaya dönüştü. O, kaçmadı. O, omuzlarında taşıdığı bayrak aşkının ağırlığıyla, kurşun yağmuruna tutuldu. Bekir Çifter, o daracık sokakta, gençliğinin tüm umutlarını ve hayallerini vatanın istikbali uğruna adadı. Kanı toprağa dökülürken, bir fidanın kök salışı gibi, davasının ölümsüzlüğünü tescilledi.
Yaralı bedeni hızla hastaneye kaldırıldı, hayatla ölüm arasındaki ince çizgide bir mücadele verdi. Ancak, 16 yaşındaki o yiğit ruh, o kutlu günde, yeryüzü misyonunu tamamlamış, şehadet mertebesine ulaşmıştı. O kurtarılamadı. O, milletin hafızasında asla silinmeyecek bir fedakârlığın imzası olarak tarihe geçti.
"O, sadece bir isim değil; 16 yaşında, bilimin ışığı ve imanın kararlılığı ile karanlığa karşı duran, Kayseri’nin kalbine kazınmış, ebedi bir yemindir."