"VATAN İÇİN ATILAN HER ADIM, KISA BİR ÖMRÜ SONSUZLUĞA TAŞIYAN BİR YEMİNDİR."
KORKUTELİ'NDEN YÜKSELEN GENÇ ADANMIŞLIK
Ülkücü Şehit Ali Üren... Adı, fedakârlıkla örülmüş, kısacık bir ömrün destanıdır. 1954 yılında Antalya’nın yiğit toprağı Korkuteli’nde doğdu. Yirmi üç bahar gördü sadece; ama her anını inancının ışığıyla doldurdu. Beş kardeşin en büyüğü olarak, sadece ailesinin değil, davasının da ağır yükünü omuzlarında taşıyan bir ağabeydi. O, henüz gencecik bir fidanken, çelikten bir iradeye sahipti.
BEŞPARMAK DAĞLARININ İLK GÖLGE ASKERİ
Ali Üren’in kaderi, sıradan bir işçinin kaderi değildi. O, milletinin bekası için yaratılmıştı. Askerlik görevi, onun bu destansı yolculuğunun en görkemli sahnesini oluşturdu: Jandarma Komando olarak yetiştirildi.
Takvimler 20 Temmuz 1974’ü gösterdiğinde, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın en kritik anında, Ali Üren adlı bu genç komandonun cesareti tarih yazdı. Paraşütle mavi gökyüzünden Girne Lefkoşe yolu yakınlarına, düşmanın kalbine doğru süzülen ilk yiğitlerdendi. O, Beşparmak Dağları’nın gölgesine ayak basan ve bir milletin umudunu cepheden cepheye taşıyan öncü kahramanlardandı. O gün, canı pahasına attığı bu ilk adım, onun hayatı boyunca sürecek olan adanmışlığının bir mührü oldu.
İDEALLERİNİN İŞÇİSİ
Askerlik görevini, onurla ve kahramanlıkla tamamladıktan sonra, Antalya’da mütevazı bir hayata geri döndü. Sanayi Sitesi’nde, elleri nasırlı bir işçi olarak, sandık çakımı işi yaparak geçimini sağlıyordu. Tüfeği bıraktı, çekici eline aldı; ancak davasına olan sadakati bir an olsun eksilmedi. Ailesinden uzakta, yalnız ama onurlu bir hayat sürerken, inancını yaşatmanın, en büyük görevi olduğunu biliyordu.
GÜLLÜK CADDESİNDE SON DURUŞ
O karanlık gün geldiğinde; 10 Ekim 1977 sabahı, Ali Üren yine davasının çağrısına kulak verdi. Bu sefer ne bir tüfeği ne de bir komando birliği vardı yanında. Elinde sadece, inandığı değerleri anlatan bildiriler bulunuyordu.
Antalya’nın Güllük Caddesi, onun için bir cepheye dönüştü. Düşüncelerini özgürce yaymaya çalışırken, sol görüşlü kişilerle çıkan kavgada, şiddet ve kin ile karşılaştı. Gözü pekti, geri adım atmadı. Sadece sözcüklerle yürüttüğü bu mücadelede, hayatını ortaya koydu. Vücuduna isabet eden bıçak darbeleri, yıllar önce Beşparmaklar’da düşmana attığı meydan okumanın bu sefer içeriden gelen acı bir bedeliydi.
ANNE KUCAĞINDAKİ ŞEHADET
Ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede, Ali Üren, son anlarını yaşarken bile davasına sadıktı. Ve o kritik anda, en kutsal teselliyi buldu: Annesi yanındaydı. Bir komando olarak Kıbrıs’ta düşmanın karşısında dimdik duran o yiğit adam, en son nefesini, bütün yorgunluğunu ve acısını bırakarak, annesinin şefkatli kucağında teslim etti. 23 yaşında, ideal uğruna verdiği mücadeleyi, anne kokusuyla sonlandırdı.
Şahadeti, dava arkadaşlarının omuzlarında bir onur sancağı gibi taşındı. Muratpaşa Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından, Ali Üren, sevdasını uğruna can verdiği toprağa, Antalya Muratpaşa Andızlı Mezarlığı’na ebediyete uğurlandı.
O, 23 yıllık ömrüyle; önce Beşparmaklar’a, sonra da milletinin vicdanına adını çelik kalemle yazdırdı.
"KAHRAMANLAR, HİÇBİR ZAMAN YAŞLARIYLA DEĞİL, UĞRUNA ÖLDÜKLERİ İDEALLERLE ÖLÇÜLÜRLER."