"VATAN, BİR AVUÇ TOPRAĞIN DEĞİL, O TOPRAĞI KORUYAN YÜREĞİN ADIDIR."
KÖKLERDEN GÖKLERE YÜKSELEN İSİM
O, Malatya'nın Hekimhan topraklarından filizlenen, 30 yıllık kısa ömrüne koca bir millet sevgisini sığdırmış, adsız kahramanlık destanlarının vücut bulmuş haliydi: Ülkücü Şehit Ahmet Pektaş.
Onun kimliğinde yazan "İşçi" kelimesi, alın terinin ne kadar kutsal olduğunun nişanesiydi. Ahmet Pektaş, sıradan bir hayat sürmek yerine, emeğiyle vatanın kalkınmasına omuz veren, milletinin geleceği için çalışan yiğitlerdendi. O, sadece bir birey değil, Anadolu'nun sarsılmaz sadakatinin ve azminin ta kendisiydi.
ADANMIŞLIĞIN EN UÇTAKİ NÖBETİ
Ahmet Pektaş, Hekimhan’da, milletin iki hayati damarını korumakla görevliydi. Bir yanda Türkiye DÇ işletmelerine ait maden ocağı şantiyesi; demir ve çelikle örülen ülkenin gücü. Diğer yanda, madenin altı kilometre uzağında, iletişimin hayat bağı olan Telekom’a ait radyolink istasyonu.
O, bu zorlu coğrafyada, ne pahasına olursa olsun teslim edilmeyecek kutsal bir emanetin bekçisiydi. Soğuk nöbet kulübesinde, sırtını dayadığı dağların yalnızlığına rağmen, her an tetikteydi; çünkü biliyordu ki, koruduğu her direk, her şantiye, Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğünden bir parçaydı.
11 EKİM 1995: SON DİRENİŞ MEVZİSİ
Takvimler 11 Ekim 1995’i gösterdiğinde, karanlık ve hain bir plan devreye girdi. Bölücü terörün gölgesi, Malatya'nın Deveci köyü yakınlarına çöktü. Düşman, milletin varlığına kast etmek için iki ayrı koldan harekete geçmişti; maden ve iletişim tesisleri aynı anda hedef alınmıştı.
Ahmet Pektaş, yanında kader ortağı Adnan Ünver ile birlikte, baskın yapan bu cani güruh karşısında yalnız kaldı. Sayıca ve silahça üstün olan bu ihanet karşısında geri çekilmeyi ya da mevziyi terk etmeyi bir an bile düşünmedi. O, bir güvenlik görevlisi olarak değil, vatanının namusunu koruyan bir kahraman olarak durdu.
Metnin sessiz kaldığı o son direniş anları, kahramanlığın en destansı ifadesidir. Onlar, sığınmak yerine, mevzilerini canları pahasına savunan, ateşe yürüyen iki neferdi.
ŞEHADET VE SONSUZ EMANET
O gün, Hekimhan toprakları, 30 yaşındaki bu yiğidin kanıyla sulandı. Alnı açık, yüreği iman dolu Ahmet Pektaş ve arkadaşı Adnan Ünver, hain saldırının sonucunda şahadet mertebesine yükseldiler. Bir işçiydi belki ama, fedakârlığı bir ordunun cesaretine denkti.
Onun şehadeti, sadece bir kayıp değil; uğruna can verilen toprakların üzerindeki sarsılmaz kararlılığın mührü oldu. Ahmet Pektaş, en kritik noktada, en zorlu anda; namusu, bayrağı ve geleceği için gözünü kırpmadan ölüme yürüyerek, adını tarihin şanlı sayfasına kazıdı.
"KORKU, İHANETİN GÖLGESİNDE SAKLANIR; KAHRAMANLIK İSE, SON NEFESTE BİLE EMANETİ BIRAKMAYANIN ADIDIR."