"Bazı hayatlar bir meşale gibi yanar; en koyu karanlıkta bile yol göstermeye yemin eder."
TRABZON’UN ŞAHİT TEPELERİ
Bu destansı hikaye, bir kahramanın doğduğu ve yeminine sadık kaldığı topraklar olan Karadeniz’in sarsılmaz ruhundan beslenir. Ali Rıza Bilir, Trabzon’un yiğitliğe beşiklik eden Vakfıkebir ilçesinin Salpazarı Beldesinde doğdu. O, sadece bir vatan evladı değildi; o, köklerinden aldığı güçle, milletinin geleceğine adanmış bir ülkücüydü. Kaderi, tıpkı doğduğu gibi, aynı kutsal coğrafyada, Salpazarı’nda mühürlenecekti.
ADANMIŞ BİR YİĞİT
Ham metinlerde mesleği kayıt altına alınmasa da, onun gerçek mesleği kalbindeki iman ve sarsılmaz ülkücülük şuuru idi. Henüz 28 yaşındaydı. Ömrün baharında, gençliğin en dinamik çağında, kişisel hırsların ve dünya kaygılarının çok ötesinde bir davanın neferi olmuştu. Yirmi sekiz yıl, vatanın bekası uğruna harcanmış, parlayan bir meşale gibi hızla tüketilmiş bir ömürdü. O, sahip olduğu en değerli şeyi, canını, geleceğe dair bir miras olarak hazırlıyordu.
KARANLIĞIN EN SOĞUK SAATİ
Takvimler 21 Ekim 1979’u gösteriyordu. O gece, karanlığın en zalim ve en soğuk yüzü ortaya çıktı. Saatler sabahın 04:00’ünü vurduğunda, Trabzon semalarında sadece ayaz ve hain bir sessizlik vardı. Bu, bir yiğidi hedef alan, pusu ve kinle bilenmiş bir hazırlığın saatiydi. Gözü dönmüş katiller, yüreklerindeki ideolojik nefreti, karanlığın örtüsü altında kusmak için organize olmuşlardı.
YAYLIM ATEŞİNE YÜRÜYÜŞ
Ali Rıza Bilir’in son anlarına dair ayrıntılar, o karanlık gecenin sisleri arasında kalmıştır. Ancak bilinen tek gerçek, onun karşısına çıkan gücün korkunçluğudur: Devrimci solcu ve komünistlerden oluşan katil sürüsü. Bunlar, millete ve bayrağa düşmanlık besleyen, kinle hareket eden bir gruptu.
Ali Rıza Bilir, ne bir saniyelik tereddüt gösterdi ne de bir adım geri çekildi. O, davasına olan sadakatini son nefesine kadar taşıdı. Düşmanın alçakça düzenlediği bu saldırıda, yiğit ülküdaşımız amansız bir yaylım ateşine maruz kaldı. O yaylım ateşi, sadece bir bedeni hedef almadı; bir fikri, bir duruşu ve bir imanı susturmayı amaçladı. Ancak Ali Rıza Bilir, Salpazarı topraklarına düşerken, ardında ölümsüz bir direnme destanı bıraktı. O gün, 21 Ekim 1979, bir ölüm değil, ebedi bir şehadet anı olarak tarihe yazıldı.
"21 Ekim 1979, bir şehadetin tarihi değil; bir yiğidin yeminine sadakatinin ve ölümsüz bir davanın mühürüdür."