"Kimi hayatlar, sadece nefes alıp verilen günler değil, uğruna can verilen büyük yeminlerdir. Mehmet Salih Durmaz’ın hikayesi, bir işçinin yüreğinde taşıdığı destanın adıdır."
KİMLİĞİ VE YÜKLENDİĞİ MİRAS
Bazı yiğitler cephelerde değil, hayatın tam ortasında, alın teriyle yazılan bir kaderin içinde nöbet tutar. Mehmet Salih Durmaz, işte o yiğitlerdendi. O, Gaziantep’in bereketli toprağı Nizip’te doğmuştu; vatan aşkını, evinde kurduğu sıcak yuvada (evli ve çocuk sahibiydi) yeşertmişti. 32 yıllık ömrüne sığdırdığı sorumluluk, sadece ailesine karşı değil, milletine karşı da sarsılmaz bir borçtu. O, sadece bir birey değil, Anadolu’nun ortasında adanmışlığın bir sembolüydü.
ADANMIŞLIĞIN CEPHEHESİ
Gaziantep’in sanayi kalbi olan SANKO İplik Fabrikası, onun emek verdiği, ekmeğini kazandığı yerdi. Mehmet Salih Durmaz, elleri nasırlı bir işçiydi; ancak o, sadece tezgâh başında durmakla yetinmedi. O, fabrikanın çelik ve pamuk arasındaki ruhuydu. İnancından aldığı güçle, o çetin yıllarda davanın ve milletin temsilciliğini üstlenmişti; o, Ülkü Ocakları’nın fabrikadaki sarsılmaz sesi, tehlikeyi bile bile yüreğinde taşıdığı bayraktı. Bu görevi kabul etmek, sadece bir temsilcilik değil, her an üzerine çekilmiş bir hedef tahtası olmak demekti.
O KARANLIK AKŞAM VE KAHRAMANIN SON NÖBETİ
Takvimler 13 Ekim 1979 tarihini gösterirken, karanlık, Gaziantep’in üzerine çökmüştü. Gece saatler 20.00’ı vururken, Şark Kahvehanesi, günün yorgunluğunu atmış, servis aracını bekleyen işçilerin son sığınağıydı. Rutin bir akşam, kalleşliğin sessizliğiyle parçalandı.
Birden bire duyulan silah sesleri, bekleyiş içindeki işçileri dehşetle yerlere yatırdı; can korkusu her yanı sarmıştı. Ancak kalleşlik, bu tedirginlikten faydalanarak doğrudan hedefine ilerledi. Kürtçü-komünist militanlar, kalabalığın arasına girerken, aradıkları hedefi çok iyi biliyorlardı. Onların amacı, fabrikanın ruhunu temsil eden Mehmet Salih DURMAZ’ı susturmaktı.
ON DÖRT KURŞUN VE EBEDİ ŞEHADET
Mehmet Salih Durmaz’ın kahramanlığı, o anki duruşunda gizlidir; kahpe kurşunlar tam da bu yiğitliğe sıkıldı. Mermiler bedenini hedef alırken, o, belki de inancının son yeminini ediyordu. Ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastane, ne yazık ki onun aziz canını kurtaramadı. Mehmet Salih Durmaz, düşmanın kin ve korkusunun eseri olan saldırıda, Hakk’a yürüdü ve şehit düştü.
Şehadeti, sıradan bir ölüm değil, destansı bir direnişin adli kaydıydı. Bedenine tam yedi adet 7,65 milimetre ve iki adet 9 milimetre çapındaki mermi isabet etmişti. Düşmanın vahşeti, üzerindeki elbisede tam on dört ayrı kurşun deliği bırakmıştı. Bu delikler, sadece kumaşı değil, bir milletin vicdanını delmişti. Mehmet Salih Durmaz, aldığı her kurşunla, davasının ölümsüzlüğünü tescil etti ve adını, korkusuzca çıktığı bu son nöbetle tarihe altın harflerle yazdırdı.
"Bazı ölümler göklere yükselen birer anıttır. Mehmet Salih Durmaz, kurşunların çokluğuna rağmen, o gün düşmedi; o gün, bir ülkü için ebediyete intikal etti."