"Bazı adamlar, sadece yaşadıkları coğrafyanın değil, uğruna yürüdükleri büyük davanın da kalbi olurlar. Şener Kamil Öztürk, işte o sarsılmaz kalplerden biriydi."
ATEŞ ÇEMBERİNDE BİR MÜCADELE ERİ
Yozgat’ın yiğit toprağı Akdağmadeni’nde filizlenen bir adanmışlık hikayesiydi onunki. Genç yaşından itibaren, idealizmin en saf haliyle, Genç Ülkücüler teşkilatının saflarında yer almıştı. Sadece bir memur (PTT bakım müdürlüğü çalışanı) değil, davasının bekçisiydi. Onun kimliği, sadece isminden ibaret değildi; Şener Kamil Öztürk demek, inanç ve kararlılık demekti. Tarihler 30 Ekim 1979’u gösterirken, Yozgat semalarında yankılanacak olan büyük fedakârlığın hazırlığı çoktan başlamıştı.
KÜÇÜK MOSKOVA’DAKİ SARSILMAZ DURUŞ
Hayat, onu zorlu bir imtihana tabi tuttuğunda, idealini sorgulamadı. Tayini, Akdağmadeni’nden Boğazlıyan’a çıkmıştı. Burası, düşman ideolojilerin en keskin olduğu, kendi tabirleriyle "Küçük Moskova" dedikleri bir ateş çemberiydi. Komünistlerin tüm etkinliğine rağmen, Şener Kamil Öztürk, duruşunu bir an bile bozmadı. O, omuzlarında büyük bir yük taşıyan bir Bozkurttu. Artık sadece bir davanın neferi değil, aynı zamanda yeni dünyaya gözlerini açan bir kız çocuğunun da babasıydı. Ailesine olan sevgisi ve davasına olan bağlılığı, Boğazlıyan’ın karanlığına karşı parlayan bir ışık olmuştu.
BABA OCAĞI VE SON HİZMET
Kurban Bayramı münasebetiyle, eşini ve yeni doğan evladını alarak Yozgat’ta ikamet eden babasının yanına gitmişti. O gün, sadece bir bayram ziyareti değildi; ailesine destek olma, rızklarını helal yoldan kazanma çabasıydı. Babasının ticari taksisini kullanarak, bayram öncesinde hanesine katkı sağlamak istedi. Bu, bir fedakârın basit bir görev aşkıyla yola çıkışıydı; ancak bu sade görev, ne yazık ki, son yolculuğunun başlangıcı olacaktı.
İHANETİN GÖLGESİ
Karanlık, en beklemediği anda, en masum kılığa bürünerek arabasına sızdı. Müşteri kılığında binen dört devrimci-komünist hain; Muharrem Başpınar, İsmail Aslan, Mustafa Gülay ve Erdoğan Aslaner, O’nun iyi niyetini bir pusuya çevirdi. Silah zoruyla, bir çaresizlik anında etkisiz hale getirilen ülküdaşımız, Yozgat’ın dışına, kimsenin görmeyeceği ıssızlığa sürüklendi.
LİNYİT İŞLETMELERİ VE EBEDİ SESİZLİK
Şehir dışındaki linyit işletmeleri, Şener Kamil Öztürk’ün davasına olan son sadakatinin test edildiği yer oldu. Bir dava eri, inançlarından dönmediği için canavarların elinde tarifsiz işkencelere maruz kaldı. Omuzlarında taşıdığı sancağı düşürmeyen bu yiğit ülküdaşımız, işkencelerin ardından alçakça infaz edildi.
Bu vahşet onlara yetmedi; gasp ettikleri o araçla, Boğazlıyan’a dönüp MHP ilçe başkanı Hasan Peker’e ait kaplıcayı da taradılar. Onlar şiddeti büyütürken, bir ülkü devi, Yozgat’ın ıssız bir köşesinde sessizliğe bürünmüştü.
Ailesinin yüreğindeki endişe, tam üç gün sürdü. Üç gün sonra, ancak o kahramanın cansız bedeni bulunabildi. Şener Kamil Öztürk, sadece bir kurban değil, baskıya, zulme ve ihanete karşı dimdik duran, en ağır işkenceler karşısında bile davasından vazgeçmeyen bir inanç abidesi olarak tarihe geçti.
"30 Ekim 1979, Şener Kamil Öztürk’ün bedeni sükûnete erdiği gün değil, adının Yozgat’ın ve davanın şeref defterine, ölümsüzlükle mühürlenmiş altın harflerle yazıldığı gündür."