"Bazı ömürler takvim yapraklarıyla değil, taşıdıkları davanın ağırlığıyla ve yüreklerinin cesaretiyle ölçülür."
KOCAMUSTAFAPAŞA'NIN YÜREĞİ
Adı Mustafa İşler’di. O, sadece bir isim değil, inancın ve adanmışlığın Kocamustafapaşa’daki somut duruşuydu. İstanbul’un kadim semtlerinden birinde, Kocamustafapaşa’da ikamet eden bu dava adamı, çevresindekiler için bir rehber, bir sığınak ve sancağın yılmaz bekçisiydi. O, bir dönem Kocamustafapaşa Bucak Eski İlçe Başkanı olarak, yalnızca siyasi bir makamı değil, çetin bir mücadeleyi omuzlamış, karanlık günlerde davasının ışığını taşıyan yiğitlerdendi.
YÜKSEK BİR GÖREVİN ERİ
Mesleği müteahhitlikti. O, binalar inşa eden bir adamdı, ama aynı zamanda fikri temelleri sarsılmaz bir nesil inşa etme gayretindeydi. 1980 yılının zorlu koşullarında, ülkenin üzerine çöken sis dağılsın diye canla başla çalışanlardan biriydi. Mustafa İşler, üstlendiği başkanlık görevinin kendisine çizeceği tehlikeli kaderi biliyordu; ancak bu bilgi, onun duruşunu bir an olsun sarsmadı. O, makamından ayrılmış olsa bile, davasından asla vazgeçmeyen bir neferdi.
15 EKİM 1980: SAAT ON'DAKİ VEDA
Takvimler, mücadelenin şiddetlendiği o karanlık dönemin 15 Ekim 1980 gününü gösteriyordu. Sabahın henüz erken saatleriydi; saat 10.00 sıraları... İstanbul’un Vidin Caddesi üzerinde, sıradan bir kahvehanede bulunuyordu. Bir anlık duruş, bir nefes alma molasıydı belki de. Ancak vatanın bekası için savaşanların hayatında sıradan anlara yer yoktu.
Kin ve nefretle bilenmiş, korkaklığın gölgesine sığınmış iki komünist militan, pusuyu kurmuştu. Onlar, Mustafa İşler’in fikirlerini susturmaktan korkanlar, onun cesaretini sindiremeyenlerdi. O bilindik kahvehane, bir anda çatışmanın ve ihanetin sahnesine dönüştü. Namlular ateşlendiğinde, Mustafa İşler, davasının yüklediği bedeli ödemek üzere ağır bir yara almıştı.
YOLDA SÖNEN NÂR
Yere düştü. Ancak ruhu, kavgadan vazgeçmemişti. Çevresindekiler, yaralı kahramanı kurtarabilmek için hızla harekete geçtiler. O, kanlar içinde, hayata tutunmaya çalışarak hastaneye doğru taşınıyordu. Her metre, fedakârlığın bir adımıydı. Yürekler umutla çarparken, o soylu direnişin ateşi, bedeni terk etmeye başlamıştı.
Mustafa İşler, davasının sancağını en yüksekte tutarken, hayata veda etti. Şehadet mertebesine ulaşması, bir hastane yatağında değil, millet yolunda, İstanbul sokaklarında, taşınırken gerçekleşti. O, sadece kurşunlanmadı; yolda can vererek, mücadelesini son nefesine kadar taşıdığını kanıtladı. Mustafa İşler, 15 Ekim 1980 tarihinde, adanmışlığın bedelini ödeyerek, bir şehit olarak tarihe geçti.
"İstanbul sokaklarının şafağında atılan son nefes, bir son değil; o günün korkaklığına karşı ebediyete kazınmış, sarsılmaz bir yemindir."