"Bazı ruhlar, yeryüzüne sadece kısa bir süre kalmak ve adanmışlığın ne olduğunu göstermek için iner."
KİMLİK: KADERİN YAZILDIĞI TOPRAKLAR
Elazığ'ın kadim ruhunu yüreğinde taşıyan, henüz ömrünün baharında, yalnızca 26 yaşındayken, davasına canını mühürleyen bir yiğitti o: Ülkücü Şehit Kemalettin Güçlü. O’nun hikâyesi, sadece bir doğum ve ölüm tarihi arasında sıkışıp kalmış bir biyografi değil, gençliğin en saf ve en tehlikeli yeminini edenlerin destanıdır.
İstanbul’un zorlu ve fırtınalı yıllarıydı. Türkiye’nin üzerine kara bulutların çöktüğü 1978 senesinde, Kemalettin Güçlü’nün hayatı, sıradan bir hayat olmaktan çoktan çıkmıştı. O, sekiz yıl önce, 18 yaşının tüm coşkusu ve kararlılığıyla, Genç Ülkücüler Teşkilatının kurucuları arasında yer alarak, duracağı yeri ve çekeceği kılıcı belirlemişti.
ADANMIŞLIĞIN TEHLİKELİ BAYRAĞI
Kemalettin Güçlü, sadece slogan atan değil, taşın altına elini koyan bir liderdi. İstanbul’da, işçi sınıfının ve ülkücü davanın en kritik noktalarından birinde, Kartal Cevizli Ülkücü İşçiler Derneği başkanlığına getirilmişti. Bu makam, o dönemde bir onur nişanı kadar, açık bir hedef tahtasıydı aynı zamanda. O, göreve getirildiği an, kendisini bekleyen tehlikenin farkındaydı. Ama bu kahraman, adanmışlığın korkudan üstün geldiği o nadir ruhlardandı.
BAŞKANLIĞIN ON DÖRDÜNCÜ GÜNÜ
Liderlik ateşi henüz kor halindeyken, makam koltuğuna oturalı henüz iki hafta bile olmamıştı. Başkanlığının 14’üncü gününde, davası uğruna çıktığı yolda, son nefesini vereceğini bilmiyordu belki ama, verdiği söze sadık kalacağından emindi. Her an baskı ve tehdit altında geçen bu günlerde, o, görevini aksatmadı, makamının gerektirdiği sorumluluğu yüreğinde taşıdı.
ALİ SULTAN’DA KAHRAMANLIK VE VEDA
Takvimler 07 Ekim 1978 Cuma öğlen vaktini gösteriyordu. İstanbul, Ali Sultan bölgesinde, derneğe yakın bir lokalde, dava arkadaşlarıyla bir aradaydı. Belki geleceği, belki de o günlerin zorluklarını konuşuyorlardı. Ancak adanmışlığın bedeli, daima pusu kuranlar tarafından ödetilmek istendi.
Birdenbire, karanlığın sesi duyuldu. Tam 18 kişilik, kinle bilenmiş devrimci-komünist grup, bu küçük ve savunmasız anı fırsat bilerek üzerlerine saldırdı. Sayıca onlara ezici bir üstünlük kuran bu menfur saldırıda, 26 yaşındaki Kemalettin Güçlü, inancından zerre taviz vermeden, arkadaşlarıyla omuz omuza durdu. O an, bir liderin, davası için verdiği son savaştı.
O gün, o lokalde sadece bir genç değil, bir idealin kararlılığı şehit edildi. Ali Sultan, fedakârlığın en ağır bedelinin ödendiği yer olarak tarihe geçti. Kemalettin Güçlü, 26 yıllık kısa ömrünün her anını, başladığı yeminle tamamlayarak, gençliğin ülkü uğruna nasıl feda edilebileceğinin sarsılmaz bir örneğini bıraktı.
"O gün, İstanbul’un bir lokali değil, 26 yıllık bir idealin sonsuzluğa uzanan kalesi düşmüştü. Kemalettin Güçlü, adını fedakârlığın en saf anına yazdıran bir destandır."