"Bedenler zincirlenebilir, ama ruhun kararlılığı ve onuru, ebediyete yazılmış bir destandır."
NEVŞEHİR’DEN ANKARA’YA UZANAN YÜREK
O, hayatının baharında, 23 yaşında bir fidandı. Adı, Hasan Alemlioğlu. Nevşehir’in toprağında doğmuş, ancak başkentin kalbinde, Abidinpaşa Aşık Veysel mahallesinde, alın teriyle kazancını sağlıyordu. Mesleği, esnaf ve taksi şoförlüğüydü; direksiyon sallarken, sadece yolcuları değil, ülkülerini de taşıyordu.
Vatan borcunu yeni tamamlamış, daha hayatın sükûnetine tam anlamıyla dönememişti. Bir ülkücü olarak, davasına olan adanmışlığı, onu sarsılmaz bir karaktere dönüştürmüştü. O, sadece bir meslek erbabı değil, geleceğe inançla bakan, pırıl pırıl bir gençti.
KARANLIĞIN ADALETSİZ DAVETİ
Takvimler 12 Eylül 1980 darbesini gösterdiğinde, ülkenin üzerine bir zulüm gölgesi çöktü. Bu karanlık rüzgâr, masumiyetleri de alıp götürdü. Hasan Alemlioğlu, üzerine atılan asılsız iddiaların hedefi oldu. Suçu, sadece inancı ve duruşuydu.
O, bir suçlu muamelesiyle, hayallerinin direksiyonundan alınıp, Mamak Cezaevi’nin ürkütücü demir kapıları ardına fırlatıldı. Bir anda, özgürlüğün gökyüzü yerine, işkencenin ve esaretin çukuruyla yüz yüze geldi.
MAMAK’TA DİRENEN RUH
Mamak, onun için sadece bir tutukluluk yeri değil, bedenin ve ruhun en ağır sınavdan geçtiği bir cehennem meydanıydı. Tıpkı diğer ülküdaşları gibi, Hasan Alemlioğlu da insanlık dışı muamelelere ve en ağır işkencelere maruz kaldı. Her darbe, sadece etini değil, umudunu da kırmak için vuruluyordu.
Ancak o, inancıyla direndi. Yere düşse de, onurunu asla eğmedi. Gördüğü işkenceler, genç bedeninde onarılmaz ağır tahribatlar yarattı. Fakat bu tahribat, onun karakterinin ne kadar sağlam olduğunun da kanıtıydı. O, zalimliğe karşı duran bir yiğitti.
ÖLÜME TERK EDİLİŞ VE YÜCE ŞEHADET
Sistematik işkence, er ya da geç bedenini yormuştu. Sağlık durumu kritikleşti, hastalığın pençesine düştü. Oysa o demir kapılar ardında, merhamet ve vicdan da kilit altında tutuluyordu. Cezaevi yöneticileri, onun acısını, onun çığlıklarını umursamadılar. Vicdansızlık, Hasan Alemlioğlu’nu ölüme terk etmeyi seçti.
Genç kahraman, hastalığın ve ihmalin yarattığı boşlukta komaya girdi. O an, bir yardım bekleyişi değil, sarsılmaz bir kararlılıkla sessizliğe yürüyüş anıydı. Komada saatlerce bekletildi; nefesi kesilene, hayat ateşi sönene dek... Bu, bir kaza değil, ihmalin ta kendisiydi.
01 Ekim 1981. Ankara’nın soğuk bir gününde, 23 yaşındaki bir ülkücü, inancının bedelini canıyla ödedi. O, işkence cehenneminden ruhu tertemiz çıkarak, şehadet mertebesine erdi. Hayatını kaybettikten sonra formalite icabı hastaneye kaldırıldı; ama ruhu, çoktan Mamak’ın karanlık koridorlarından sıyrılıp, ebediyete ulaşmıştı.
"Onun son nefesi, ihmalin değil, bir milletin vicdanına kazınan dağınık bir fedakarlığın ve onurlu bir duruşun ebedi imzasıdır."