"Bazı ruhlar, yirmi üç yıllık ömürde, bin yıllık imana sığar. Erdal Vahapoğlu da, vatan toprağında yankılanan o ebedi andın adıdır."
KUTSAL YEMİN VE GENÇ ÖMÜR
Osmaniye’nin Kadirli toprağında, henüz yirmi üç bahar görmüş bir fidan, Erdal Vahapoğlu. O, sadece bir öğretmen değil, karanlığın hüküm sürdüğü bir çağda, Türk milliyetçiliğinin ve ülkücü duruşun onurlu şuurunu taşıyan bir meşaleydi. Eğitim Enstitüsü’nden aldığı diplomayı sadece bir meslek belgesi olarak değil, ülkesine adanmış bir yemin olarak görüyordu. Genç yaşına rağmen, omuzlarına yüklediği bu şeref, onun her adımını bir meydan okumaya dönüştürüyordu.
CEPHEDEKİ OKUL: ADANMIŞLIK
Erdal Öğretmen, Rasim Ünal İlkokulu’nda vekil öğretmenlik yaparak, Kadirli’nin Pazar Mahallesi’nde görevini icra ediyordu. Bu mahalle, ideolojik ayrılığın en keskin olduğu, devrimci solcu ve komünist militanların baskısıyla inim inim inleyen bir cephe hattıydı. O, düşman ateşinin ortasına kurulan bir okulda, genç zihinlere ışık taşıyordu.
Kahramanımızın ailesine ait dükkanlar, Kadirli Köprüsü’nün hemen başında yer alıyordu. Bu dükkanlardan birinin kapısı, yüce bir amaca açıldı: Aile, birini Ülkü Ocakları Derneği’ne tahsis etmişti. Bu karar, sadece bir emlak devri değil, adeta düşmana karşı çekilen bir sancaktı. Bu onurlu duruş, bölgedeki komünist güruhları çileden çıkarmış, Erdal Vahapoğlu’nu hedef tahtasına oturtmuştu. O, görevini yaparken, zaten kaderini mühürlemişti.
KADİRLİ KÖPRÜSÜ’NDE SON VAKİT
Takvimler 19 Ekim 1978 Perşembe gününü gösteriyordu. Erdal Öğretmen, görev yaptığı Rasim Ünal İlkokulu’ndan ayrılarak, manevi görevi olan Cuma namazına doğru yola çıkmıştı. Bu yürüyüş, onun son yürüyüşü, adanmışlığının bedelini ödeyeceği o kutsal anın başlangıcıydı.
Kadirli Köprüsü’ne vardığında, namertçe bir pusu kuruldu. Kurşunlar, arkadan, haysiyetsizce patladı. Erdal Vahapoğlu vurulmuştu, ancak ruhu teslim olmaya niyetli değildi. Vücudundan sıcak kanlar akarken, yere düşmedi; Çarşıya doğru, yaralı bir aslanın yürüyüşüyle ilerlemeye başladı.
KANLA YAZILAN DESTAN VE ŞEHADET
Kanının hızla aktığı o kritik anda, Erdal Öğretmen, müthiş bir kararlılık ve direniş örneği sergiledi. Bıçağını çekti ve bilincini yitirmemek, kan tutmasın diye kendi kanını yalamaya başladı. Bu, hayatı ve davası için verdiği son, hayatta kalma mücadelesinin ilkel ve destansı eylemiydi.
Ancak gözü dönmüş devrimci-komünist militanlar, yaralı bir kahramanın peşini bırakacak kadar onurlu değildi. Alçak katillerden biri, yerden aldığı büyük bir taşı, zaten kurşunla yaralanmış olan ülküdaşımızın sırtına, beline doğru hızla fırlattı. Taşı yiyen Erdal Vahapoğlu, kahramanca mücadelesine rağmen yere kapaklandı.
O an, tüm zamanlara yayılan bir vahşet levhası çizildi. Gözü dönmüş militan, bıçağını çekti ve yere düşmüş, savunmasız kahramanımızın boğazına dayayarak, hayat ipini kesti.
Erdal Vahapoğlu, 23 yaşında, görevinin başında, inancının sancağını bırakmadan, Kadirli Köprüsü’nde akıttığı kanla, destanını tamamladı. O, kuru bir cinayetin kurbanı değil; adanmışlığının ve fedakarlığının en yüce mertebesi olan Şehitlik şerbetini içen, kutlu bir isimdi.
"Bazı köprüler sadece iki yakayı birleştirmez; Erdal Vahapoğlu gibi kahramanların son nefesiyle, Vatan ve İman arasındaki ebedi bağlantının anıtı haline gelir."