"Kahramanlık, takvimlerin yazdığı yaşla değil, bir davanın uğruna atılan yürekli adımlarla ölçülür."
KİMLİĞİ VE İLK YEMİNİ
Adı Kemal’di. Soyadı Taşçıoğlu. Hayatı, henüz baharında solacak olan bir fidanın mücadelesiydi. Takvimler 1975 yılını gösterdiğinde, bu genç yiğit sadece on altı yaşındaydı. Gencecik omuzlarında, sadece tarım il müdürlüğünde yürüttüğü mevsimlik işçiliğin yorgunluğunu değil, aynı zamanda memleket sevgisinin ağır yükünü de taşıyordu. Henüz hayatının başındayken, sıradan bir işçinin ötesine geçmeyi seçmiş, duruşuyla devleşmişti.
ADANMIŞLIĞIN GENÇ NEFERİ
Kemal Taşçıoğlu, yaşına rağmen sadece bir takipçi değil, bir kurucuydu. Ankara’nın çalkantılı atmosferinde, Keçiören teşkilatının kuruluşunda harcı karılan genç bir liderdi o. Bu adanmışlık, bedelini de beraberinde getirmişti. Henüz olaydan iki ay önce, karanlık eller onu hedef almış, saldırıya uğramıştı. Fakat ne o darbe ne de tehditler, Keçiören’in bu genç neferini davasından geri çevirmeye yetmedi. O, geri adım atmayan bir imanın timsaliydi.
BİR KAHRAMANIN SON NÖBETİ
Takvim yaprakları, mukaddes bir vedanın yaşanacağı o kara güne, 11 Ekim 1975’e ulaştı. Ankara, Kuyubaşı Semti’nde, Keçiören Büyük Ülkü Derneği bir direniş ocağı gibi duruyordu. Derneğin önünde, gençler seçim çalışmalarını yürütüyor, geleceğe dair umut tohumlarını ekiyorlardı.
Ancak huzur, hızla yaklaşan bir kötülükle bozuldu. Caddeye arabasıyla yaklaşan, devletin üniformasını taşıyan iki sarhoş polis, o genç yüreklere sataşmaya başladı. Sataşma, bir gürültüye, bir tehdide dönüştü.
KIZLARPINARI'NDA YÜKSELEN SES
Gürültünün sesi, derneğin kapalı kapılarının ardında bekleyen Kemal Taşçıoğlu’nun vicdanına bir çağrı oldu. O, ülküdaşları tehlikedeyken geri duramazdı. Adanmışlığın emriyle dernekten dışarıya indi. Bu, tehlikeye doğru atılan son ve en cesur adımıydı.
O karmaşanın ortasında, Kızlarpınarı Caddesi’nden, zifiri bir gölge gibi, bir felaket hızla yaklaştı. Dutluk istikametinden gelen, amacı belli o otomobil, insanlık dışı bir hızla Kemal’e doğru yöneldi. Bir tartışmayı değil, bir ideali susturmak isteyen hain bir pusu anıydı bu. Kemal, hakkın ve davanın sesi olarak caddeye çıktığı anda, hızla gelen o demir yumrukla ezilerek düşürüldü.
ANKARA’NIN GÖĞÜNE YÜKSELİŞİ
O, sadece 16 yaşında bir işçiydi; ama davası için canını ortaya koyan bir kurucu, bir neferdi. Ankara’nın kaldırımları, 11 Ekim 1975 günü, genç bir kahramanın fedakârlığının sessiz tanığı oldu. Onu susturanlar, bedenini ezmiş olabilirlerdi; ama davasının ateşini söndüremediler.
Kemal Taşçıoğlu, adını sadece Keçiören’in hafızasına değil, ülkücü hareketin şehitler destanına, 16 yaşının masumiyeti ve mücadelesinin kararlılığıyla altın harflerle yazdırarak, ebedi bir destana dönüştü.
"Bazı ömürler kısa sürer, ama bıraktıkları iz, asırlara meydan okur. Kemal Taşçıoğlu, 16 yaşında bir adanmışlığın ve ölümsüz bir yeminin adıdır."