"Bazı ömürler kısadır; ama taşıdıkları yemin, çağları aşan bir destanın ilk mısrasıdır."
CEYHAN'DAN YÜKSELEN GENÇ BİR YEMİN
O, Adana’nın Ceyhan toprağında filizlenmişti. Bu mübarek coğrafya, sadece bir doğum yeri değil, aynı zamanda ruhuna işlemiş bir ahitti. Ömer Faruk Özkan’ın adı, doğduğu ilçe olan Ceyhan ile ebediyete dek mühürlenmişti. O, sadece bir genç değil; içinde yaşadığı davanın, uğruna yürüdüğü milletin geleceğiydi.
19 YAŞINDAKİ YÜREĞİN ADANMIŞLIĞI
Yıl 1979’u gösterirken, ülkemiz kanlı bir girdabın tam ortasındaydı. Ömer Faruk Özkan, henüz 19 bahar görmüş bir fidandı. Gençliğini eğlenceye, rahatlığa değil; inandığı değerlere ve vatanına adadı. O, "Ülkücü Gençlik Derneği Üyesi" olmakla sadece bir kimliği taşımıyor; cepheye gönüllü yazılmış bir neferin onurunu yaşıyordu. Gençti, kararlıydı ve yürüdüğü yolun zorluğunu yüreğinde taşıyan adsız kahramanlardan biriydi.
KADERİN GİZLENDİĞİ O SOĞUK GECE
27 Ekim 1979 akşamı, Ceyhan’ın Mithatpaşa Mahallesi, sıradan bir gecenin karanlığına bürünmüştü. Saatler 21:45’i gösterdiğinde, genç Ömer Faruk, evinden çıktı. Amacı basitti, insaniydi: Fırından ekmek alacaktı. O an, bu basit adımın, onun son yürüyüşü olduğundan habersizdi.
Ancak karanlık, pususunu çoktan kurmuştu. Korkaklığın ve ihanetin yüzleri, mahfillerin gölgelerine gizlenmiş, adaletten ve haktan korkan soysuz itler, onu gözetlemekteydi. Onlar, meydan muharebesine cesaret edemeyen, yiğitliğin ne olduğunu bilmeyen iki namertti. Ömer Faruk, ekmeğini alıp ailesinin yanına dönmekten başka bir şey düşünmezken, bu alçaklar kalleşçe peşine düşmüşlerdi.
EKMEK VE HAK YOLU ARASINDAKİ MENZİL
Yürüdü. Atılan her adım, davaya duyulan inancın sessiz bir tekrarıydı. Ekmek fırınına yalnızca 25-20 metre kalmıştı. İşte tam o anda, o meşum menzilde, kahramanlığın ve namertliğin çizgisi kesişti.
Ömer Faruk, sırtı dönükken, vatanın ekmeğini getirme gayretindeyken, karanlığın sesi silahlarla yükseldi. Korkaklar, yüzleşme cesareti bulamadıkları yiğide, en alçak yerden, sırtından kurşun yağdırdılar. Namert mermiler, 19 yaşındaki bir gencin hayatını bir anda kesip attı. O, davasına sırt çevirmemişti; ancak düşman, ona sırtından vurarak ihanet etmişti.
EBEDİYET YOLCUSU: SON NEFES VE MİRAS
Olay yerinde canı yandı. O anki acısı, davasına olan sadakatini asla azaltmadı. Yaralı halde hastaneye yetiştirilmeye çalışıldı; ancak Hakk’ın emri tecelli etti. Ömer Faruk Özkan, yolda, şehitler kervanının en genç, en onurlu yolcularından biri olarak katıldı ebediyete.
Fedakârlığın bedeli canıyla ödendi. O, Ceyhan’da doğdu ve son adımı attığı bu aziz topraklar, onu bir evlat gibi kucakladı. Gençliğinin ateşi, toprağın altında sönmedi; inancının meşalesi olarak semalara yükseldi.
"Ömer Faruk Özkan'ın 19 yıllık kısa ömrü, adaletin ekmek kadar kutsal olduğunu kanıtlayan mühürdür; ne karanlık ne de namert kurşunlar bu mühürü sökebilir."