"Bazı hayatlar kısa sürer, ama taşıdıkları ruh, koca bir millete ilham verecek kadar destansıdır."
KİMLİĞİ VE İDEALİ: HAKİKİ ZENGİNLİK
Anadolu'nun sarsılmaz ruhundan, Kayseri’nin Bünyan ilçesinden yükseldi adı: BAYRAM BULUT.
O, dünyevi mal ve mülk ile değil, kalbindeki saf ateşle tanımlanıyordu. Berberlik mesleğinin sadeliği, henüz 18 yaşında olan bu genç adamın mütevazı hayatını özetliyordu. Fakir bir ailenin evladıydı, ama bu genç Ülkücü Türk Milliyetçisinin ruhu, paha biçilmez bir hazine taşıyordu. Onun zenginliği, maddede değil, imandaydı; yüreği, sonsuz bir Türklük ve İslam aşkıyla dopdoluydu.
Bünyan Sümer İlkokulu sıralarında başlayan bu kısa ömür, İstanbul'un kalabalık ve çetin sokaklarında, Beşiktaş'ta ikamet ederken, büyük bir davanın neferi haline gelmişti.
GENÇ BİR YÜREĞİN ADANMIŞLIĞI
O, fırtınalı 1979 yılının karanlık günlerinde, ideallerini canından üstün tutan bir kuşağın cesur sesiydi. Maddi imkânsızlıklarına rağmen, taşıdığı bayrak, vicdanının en yüksek tepesinde dalgalanıyordu. Her günü, çalıştığı berber dükkanından başlayıp, inancını yaşattığı sokaklarda geçen, adanmışlığın somut örneğiydi. Bayram Bulut, sadece bir meslek erbabı değil, geleceği için savaştığı ülkesinin adını kalbinde taşıyan bir yiğitti.
O KARANLIK GÜN: SON SABAH
Tarih, 4 Ekim 1979’u gösteriyordu. Siyasi kargaşanın ülkeyi kana buladığı, ihanetin gölgelerde gizlendiği o kara günlerden biriydi. Bayram, her sabah olduğu gibi, işine gitmek üzere İstanbul Uzunova’daki evinden ayrıldı. Günlük hayatın akışı içinde attığı o ilk adım, onun ebediyete doğru attığı son adım olacaktı.
Hainlik, kutsal bir örtünün altında, bir caminin gölgesinde pusu kurmuştu. Tuz Baba Camii’ne sığınan üç militan, gençliğin ve idealin üzerine korkakça kurşun yağdırmaya hazırdı.
SÜRÜNÜŞ VE SON NEFES: DİRENİŞ
Ve felaket yaşandı. O sabahın en büyük acısı, bir annenin yüreğine kazındı. Bayram Bulut, canından çok sevdiği annesinin gözleri önünde, kalleş kurşunlarla yere yıkıldı.
Ağır yaralıydı. Bedeni ihanetin ağırlığı altında ezilirken, ruhu direnmeye devam etti. Çevreden yardım istedi, haykırdı. Ama o dönemin vicdanını donduran korku, acı çeken bir kahramana derman olmayı reddetti; kimse ona el uzatmadı.
İşte o an, Bayram Bulut, kendi destanını yazdı. Takati tükenene kadar, yaklaşık yüz metre boyunca, sadece iradesi ve yaşam ateşiyle sürünerek ilerledi. Her karış toprak, onun fedakârlığına, her nefes, onun adanmışlığına şahitlik etti. O, yere düşmüş bir yiğit değil, ölüme karşı son bir onur mücadelesi veren bir neferdi.
Gücü tükendiğinde, takati kalmadığında, genç bedeni son direnişini yapmıştı. Hastaneye yetiştirilmeye çalışılırken, o kutlu yolda ruhunu teslim etti. Bayram Bulut, bir kurban değil, davasının bekçisi olarak, ŞEHİT mertebesine yükselmişti.
KAPANAN PERDE
İstanbul’un vefasızlığına rağmen, doğduğu topraklar onu şefkatle kucakladı. Genç bedeni, vasiyetini taşıyarak, Kayseri’nin Bünyan ilçesinde toprağa verildi.
O, 18 yıllık kısa ömrüne rağmen, bir devrin karanlığını yırtıp geçen, cesaretin ve imanın simgesi olarak, şanlı bir bayrak gibi göklere çekilmiştir.
"O sadece 18 yıl yaşadı, ama adını ve davasını, hiçbir kurşunun silemeyeceği bir mühür olarak bu milletin hafızasına kazıdı."