"Bazı ömürler zamana sığmaz, sadece yirmi dört yıla sığdırılmış olsa bile, bir milletin ebediyetine kazınır."
KİMLİĞİ VE HARPUT’UN YÜREĞİ
Akın Atalay... Bu isim, 07 Ekim 1978 tarihinin en çetin ve onurlu sayfası olarak tarihe yazıldı. O, bir rakamdan ibaret değildi; o, Elazığ’ın kadim toprağı olan Harput’ta filizlenen, idealleri uğruna yola çıkmış bir yiğitti. Hayatı sadece yirmi dört bahar görmüş, ancak gençliğinin baharında ülkü uğruna verdiği karar, onu nesiller boyu sürecek bir destanın parçası yapmıştır. İstanbul’da İktisat tahsili görmüş, zihnini çağın gerektirdiği bilgiyle donatmış, ancak yüreğini hep doğduğu topraklara, milleti için daha adil bir geleceğe adamıştı.
ADANMIŞLIĞI VE SANCILI DİYARBAKIR VAZİFESİ
Akın Atalay, okulu bitirip kolay bir yolu seçmedi. O, memleketine hizmet etmeyi bir vazife bildi. Yüksek ideallerini bir kenara bırakıp inzivaya çekilmek yerine, Müfettişlik gibi adaleti ve düzeni temsil eden bir mesleği seçti. Diyarbakır Çalışma Müdürlüğü’nde İş Müfettişi olarak göreve başladı. Bu zorlu coğrafyada, milletinin alın teri ve hakkı için mücadele ederken, aynı zamanda karanlık ideolojilerin hedef tahtası haline gelmişti. O, sadece bir memur değil, devletin vicdanının Anadolu’daki çelikleşmiş sesiydi.
HAFTA SONU DÜĞÜMÜ: ELAZIĞ’DAKİ SON ZİYARET
O karanlık güne sadece birkaç gün kala, Akın Atalay dinlenmek için, belki de vedalaşmak için, Elazığ’daki yuvasına dönmüştü. Hafta sonu iznini kullanmak üzere geldiği baba ocağında, hayatın en sade anlarını yaşıyordu: Babasına ait dükkânda çalışıyor, ülküdaşları ve dostlarıyla sohbet ediyordu. Bu anlar, yaklaşmakta olan fırtınanın sessizliğiydi. O, en güvendiği insanların arasında, kendi toprağında huzurluydu.
ZULMÜN GÖLGESİ VE KAHRAMANIN YALNIZLIĞI
Dükkânın önünden o kara gölge geçti. 6-7 kişilik devrimci-komünist bir grup, Akın Atalay’ın temsil ettiği onurun ve duruşun düşmanları, oradaydı. İlk anda, dükkânın içindeki kalabalığı ve Akın’ın etrafındaki çelikleşmiş ruhu görünce cesaret edemediler. Geçip gittiler. Çünkü biliyorlardı ki, Akın Atalay yalnız olmadığı sürece, ona dokunmak bir orduya saldırmak demekti.
Ancak hainlik, fırsat kollar. Akın’ın sohbetleri sona erip, etrafındaki kalabalık dağıldığında, karanlığın beklediği an geldi. Kızıl Moskof dölleri, korkakça bir pusu için geri döndüler. Gözlerini Akın Atalay’a diktiler; zira onların yolundaki en büyük engel, onun 24 yıllık onurlu duruşuydu.
07 EKİM 1978: ŞEHADET ANITI
Akın Atalay yalnızdı, ama asla desteksiz değildi. Kalbinde taşıdığı iman ve vatan sevgisi, onu çelikten bir kalkan gibi sarmalamıştı. Hainler geri dönüp, tereddüt etmeden ateş açtılar. Akın ülküdaşımıza, adanmış bir ömrü hedef alarak kurşunlar yağdırıyorlardı.
O an, Akın Atalay bir müfettiş olmaktan çıktı; o, inandığı değerler için son nefer olarak direnen bir kahramana dönüştü. Elazığ’ın göğü, 07 Ekim 1978 günü, bir yiğidin kendi toprağında, sadece inandığı için şehit edilişine tanıklık etti. Akın ATALAY, yirmi dört yaşında, gençliğini bu milletin geleceğine mühürleyerek ebedi makamına yürüdü.
"Düşen her fidan, bir milletin vicdanında kök salar ve onun kanı, vatan toprağının en kutsal abidesidir."