"Bazı hayatlar, daha dünyaya gelmeden alın yazısına en büyük yemini eder: Hakkın yolunda, korkusuzca yürümek ve vatanın hürriyeti için can vermeye her an hazır olmak."
KİMLİK VE VATANIN YÜREĞİ
Bu toprağın sarsılmaz evladı, adı imanla anılan bir kahraman: ÜLKÜCÜ ŞEHİT HÜSEYİN ÇELİK.
Onun kaderi, doğduğu yer ile şehit düştüğü yer arasına çizilmiş destansı bir çizgidir. O, Hatay’ın Kırıkhan İlçesi’nde dünyaya gözlerini açtı ve son nefesini de, uğruna mücadele ettiği aynı kutsal coğrafyada verdi. Kırıkhan, sadece onun memleketi değil, aynı zamanda onun ebedi istirahatgâhı, sarsılmaz duruşunun abideleştiği yerdi.
BİR EĞİTİMCİNİN RUH MİRASI
Hüseyin Çelik, sıradan bir vatandaş değildi; o, millete ışık tutan bir meşaleydi. Gaziantep Eğitim Enstitüsü’nden mezun olmuş, ilim ve irfanı, idealleri uğruna kullanmayı seçmişti. Onun mücadelesi sadece bedensel değil, aynı zamanda ruhsal bir adanmışlıktı.
O, inancına olan bağlılığıyla tanınırdı. Rivayet odur ki, Abdestsiz gezmezdi. Bu, onun tehlikenin en yoğun olduğu anlarda bile, kalben ve ruhen her an şehadete hazır olduğunun, temiz bir vicdanla yürüdüğünün en büyük nişanesiydi.
TEHDİTLERİN ATEŞ ÇEMBERİ
Fakat bu yolda yürümenin ağır bir bedeli vardı. Türkiye'nin karanlık günlerinde, o, hakikatin sesi olmanın kaçınılmaz bedelini ödedi. Birçok kez tehdit edilmişti. Hain pusular, karanlık fısıltılar, kararlılığını kırmak için etrafında örülen bir ateş çemberiydi. Ancak o, tehditlerin üzerine yürüdü, canını değil, davasını önemsedi. Her yeni tehdit, onun cesaretini bileyen yeni bir yemin oldu.
KURBAN BAYRAMI VE SON VEDA
Takvimler 31 EKİM 1979’u gösterdiğinde, Hatay-Kırıkhan, bir bayram sabahının kutsal huzurunu yaşıyordu. Bu, Hüseyin Çelik’in ebediyete yürüyüşünün tarihi olacaktı.
Kurban Bayramı’nın manevi coşkusunun yaşandığı o mübarek zamanda, o, ibadetini tamamlamış, ruhu arınmış bir halde Caminin bahçesinden ayrılıyordu. En kutsal mekânın, en kutsal gününde bile kin ve nefret, karanlık bir gölge gibi üzerine çöktü.
İnsanlık düşmanları, Komünistler, onun silahsız ve arınmış bedenine yöneldiler. O an, bir kahramanın son duruşu, inancın ateşe karşı koyuşu oldu. Alçakça ve haince, üzerine kurşun yağdırdılar.
Hüseyin, bayramın son nefesiyle, caminin bahçesinde, tertemiz inancıyla, dosdoğru göklere yükseldi. O, ne bir sığınak aradı ne de bir geri adım attı. O, hayatının en temel yeminine sadık kalarak, Hakka yürüyüşünü tamamladı ve oracıkta şehitlik mertebesine ulaştı.
"O gün caminin bahçesine düşen her damla, bir milletin vicdanına mühürlenmiş, silinmez bir iman dersi oldu. Hüseyin Çelik, sadece ölmedi; bir milletin kalbinde sonsuz bir destan olarak yeniden doğdu."