"Bazı yiğitlerin ömrü takvim yapraklarıyla değil, adanmışlığın ateş çemberinde attıkları kararlı adımlarla ölçülür."
KARS'TAN ANADOLU’NUN YÜREĞİNE DOĞAN YILDIZ
O, köklerini Azerbaycan topraklarından alan bir ailenin, 1968 yılında Kars’ta açan filizlenmiş umuduydu. Adı Aziz’di; Abdulaziz Karabağ. İçindeki vatan sevdası, babası ve ağabeyinin omuzlarında yükselen bir miras olarak daha çocuk yaşta yüreğine işlenmişti.
1978 yılına gelindiğinde, tıpkı Anadolu’nun büyük yürüyüşü gibi, ailesiyle birlikte Kars’tan büyük metropol İstanbul’a göç etti. Yeni yurdunda, eğitimini Göztepe Ticaret Lisesi ve ardından İstanbul Fenerbahçe Lisesi’nde tamamlasa da, onun asıl okulu, inancının ve davasının ocağı oldu.
ERENKÖY'DE BÜYÜYEN ATEŞ: TAVİZ VERMEYEN DİK DURUŞ
1989 yılından itibaren aktif olarak Ülkü Ocakları’nda görev almaya başladığında, sıradan bir nefer olmaktan çok uzaktaydı. Gösterdiği yoğun tempo, yılmaz çalışma azmi ve davasına olan sarsılmaz bağlılığı, kısa sürede onu Ocak başkanlığı makamına taşıdı. Erenköy Bizim Ocak Başkanı olarak vazifesini üstlendiğinde, 24 yıllık kısa ömrünün her anını idealizme adamıştı.
Aziz Karabağ, sadece inandıklarını söyleyen biri değil, inandıkları uğruna tehlikenin üzerine yürüyen bir liderdi. Çevresinde; liderlik vasfı, iş bitiriciliği ve o dönemin çalkantılı ortamında gösterdiği cesaretle tanınır, derin bir saygı görürdü. Onun duruşu, gençliğin yozlaşmasına ve milletin geleceğine uzanan her türlü karanlık ele karşı çekilmiş keskin bir kılıçtı.
BAĞDAT CADDESİ’NİN KORKUSUZ NEFERİ VE BAŞBUĞ’UN TAKDİRİ
İstanbul’un kalbinde, Bağdat Caddesi’nde verdiği mücadele, onun sadece bir fikir adamı değil, aynı zamanda gözü pek bir aksiyon adamı olduğunu gösterdi. Gençleri zehirleyen, geleceği karartan uyuşturucu çetelerine karşı verdiği çetin savaş, sadece çevresinin değil, emniyet teşkilatının ve medyanın dahi dikkatini çekmişti.
Bu destansı mücadelesi, nihayet Başbuğ tarafından da takdirle karşılandı. Öyle ki, büyük lider, bu parlak ve idealist genci daha büyük görevlere hazırlıyor, onu eğitim için Kanada’ya göndermeyi planlıyordu.
Ancak büyük bir ideale sahip olmanın bedeli ağırdı. Bu başarılar ve yükseliş, birbiri ardına yağan ölüm tehditlerini de beraberinde getirdi. Aziz Karabağ, bu tehditler karşısında sarsılmadı, davasından asla taviz vermedi. O, gelen karanlığa sadece gülüp geçiyordu; çünkü hayatından daha fazla önem verdiği bir inancı vardı ve bu inanç onu yenilmez kılıyordu.
24 YAŞINDAKİ SON VEDA VE BİLİNMEYENİN GÖLGESİ
Fedakârlığına ve dürüstlüğüne duyulan hayranlık ne kadar büyükse, karanlığın ona duyduğu nefret de o denli derindi. 24 yaşının baharında, önünde uzanan parlak bir gelecek dururken, o, kendisini bekleyen tehlikeye yürümekten çekinmedi.
Bir kahramanın ölümü, genellikle sinsi bir pusuyla gelir.
27 Ekim 1992 günü, İstanbul Kadıköy Fikirtepe’de, vicdanları körleşmiş, yüzleri gizlenmiş "iki kahpe dölünün" alçakça attığı bomba, onun sarsılmaz yürüyüşünü durdurdu.
Onun şahadeti üzerine pek çok yorum yapıldı, pek çok hedef gösterildi. Ancak ailesinin verdiği bilgiye göre, bu menfur eylem, belirli olmayan bir yerden gelen karanlık bir emir sonucu gerçekleşmiş olabilir. Tetiği çeken eller bulunamadı, failleri meçhul kaldı.
Fakat ne hain pusu ne de faili meçhul kalan gölgeler, Aziz Karabağ’ın duruşunu silmeye yetmezdi. O, bilinmeyen bir emrin sonucu gelen tehditlere karşı, inandığı dava uğruna hayatını feda etme cesaretini göstermiş, adını 24 yaşında şehitler kervanına yazdırmış, idealist duruşun anıtı olmuştur.
"Yirmi dört yaş, bir fidanın ömrü kadardır. Ama bazı fidanlar, kök saldıkları davayı sonsuza dek yaşatır; zira en büyük kahramanlık, bedelini hayatla ödediğin bir davadan asla geri dönmemektir."