"Bazı hayatlar bir davaya adanır ve o davanın bedeli, en kutsal mekanda, en büyük fedakarlıkla ödenir."
KÖKLERİN YEMİNİ
1955 yılının Kırşehir’inde, Anadolu’nun kadim toprağı olan Mucur ilçesinin Kurugöl Köyü’nde doğdu Hasan Şahin. O, daha yola çıkmadan önce, vicdanının sesini dinleyen, toprağın sadakatini taşıyan bir ruhla mühürlenmişti. Ancak gençliğin ateşi, onu sadece kendi köyünün sınırlarında tutmayacaktı. O yıllarda Ankara, ülkenin kaderinin yazıldığı, çatışmaların ve büyük ideallerin çarpıştığı merkezdi. Hasan Şahin, ailesiyle birlikte bu büyük şehre, Mamak’a bağlı Akdere semtine göç etti; ama yüreğindeki Kırşehir’in sağlam imanı, hiç sarsılmadı.
ADANMIŞLIĞIN MESLEĞİ
Hayatın yükünü omuzlayan her kahraman gibi, Hasan Şahin’in de bir mesleği vardı, ancak ham metin, onun fani dünyadaki meşgalesini değil, ruhundaki asıl gayeyi ölümsüzleştirmeyi seçmişti. Zira onun en büyük mesleği, ülküye olan sarsılmaz bağlılığıydı. O, evliydi ve gözlerinde geleceğin umudu parlayan bir çocuğun babasıydı. Akdere’deki evi, kargaşanın ortasında sığınılacak bir liman olsa da, o biliyordu ki davasının sancağı, sadece dört duvar arasında değil, sokaklarda, meydanlarda ve en önemlisi, ibadet ettiği yerde taşınmalıydı.
İKİNDİ NAMAZINI BEKLEYEN BİR DURUŞ
Takvimler, 17 Ekim 1979 Çarşamba gününü gösteriyordu. Ülkenin üzerine çöken karanlık, sokakları zehirli bir dille bölmüştü. Hasan Şahin ve teşkilattan beş arkadaşı, Ankara Akdere’de bir araya gelmişti. Ellerinde silah değil, alınlarında ibadet etmenin huzuru vardı. Bir cami avlusu, dünyanın tüm gürültüsünden arınmış, sadece Allah’a yönelişin beklendiği kutsal bir mekândı. İkindi namazının vakti yaklaşıyordu. Onlar, o huzurlu bekleme anında, inançlarının verdiği sükûnetle duruyorlardı.
SON NEFESİN ATEŞ ÇEMBERİ
Ancak, şiddetin gölgesi, en masum anda ve en kutsal mekânda dahi onları buldu. Sol görüşlü hainler, silahsız ve hazırlıksız bir şekilde ibadet bekleyen bu adanmış ruhlara karşı alçakça bir saldırı başlattılar. O an, Hasan Şahin sadece bir insan değil, bir imanın kalkanıydı.
Saldırının dehşeti, namaz vaktinin sessizliğini parçaladı. Hasan Şahin, o an, geri çekilmeyi ya da teslim olmayı reddeden duruşuyla, arkadaşlarını koruyan bir feda ruhuyla dimdik ayakta kaldı. O gün, bedenine tam yedi kurşun isabet etti. Yedi kurşun; sadece canını almadı, her biri, 1979 yılının o acımasız mücadelesine yazılmış destansı birer mühür oldu. Hasan Şahin, cami avlusunda, inancının kapısında, sancağı yere düşürmeden şehadet makamına yürüdü.
EBEDİ DÖNÜŞ
Ankara, onun son nefesine şahitlik etti, ancak ruhunun ait olduğu yer onu geri çağırdı. Ülkücü Şehit Hasan Şahin’in aziz naaşı, doğduğu toprağa, Kırşehir-Mucur’daki köyüne geri götürüldü. O, bedenini teslim ettiği toprak anada ebedi huzurunu bulurken, geride bıraktığı oğlu ve eşi, onun adanmışlığının sessiz ve onurlu taşıyıcıları oldu. Onun hikayesi, davası için en kutsal anda, en büyük bedeli ödemekten çekinmeyen bir kahramanlık nişanesi olarak tarihin sayfalarına kazındı.
"Kırşehir’in toprağı onu geri aldı. Ama bıraktığı miras, bir milletin vicdanında yedi kurşunluk bir destan olarak, haksızlığa karşı dimdik duranların sancağı olarak yaşamaya devam edecektir."