"Bazı ruhlar, hakikatin bedelini canlarıyla öderler; onların son nefesi, bir milletin vicdanına yazılmış destandır."
KİMLİĞİ VE ANAYURDUN ADANMIŞLIĞI
Ordu’nun Fatsa ilçesinin kalbi olan Yeniyurt Köyü’nden yükselen bir fidan, Ayhan İnal... Yirmi bahar görmüş, ancak yaşıtlarının yaşadığı kaygısızlığı değil, ülkücü davanın derin ateşiyle yoğrulmuş bir hayatı omuzlamıştı. O sadece bir ferdi değil, tüm ailesiyle birlikte Ordu topraklarında yükselen milli ruhun sarsılmaz bir temsilcisiydi. Gençliğin en parlak çağında, henüz yirmi yaşındayken, alnına yazılan kaderin adımlarını bilerek yürüdü.
GÖRÜLEN ZULÜM VE YÜREĞE DÜŞEN KOR
Fatsa’nın üzerindeki kara bulutların ilk düştüğü anlara, zulmün en yakın tanığı olarak şahit oldu. Fatsa’nın ilk şehidi olan Mahmut Can'ın alçakça katledilişi, sadece bir cinayet değil, Ayhan’ın ruhunda açılan derin bir yara oldu. Bu şahitliği ve inançlı duruşu nedeniyle, karanlık eller tarafından hemen hedef tahtasına konuldu; tehditler ve gözdağları, kahramanımızın her adımını gölgeledi. Tehlike, kapısını çalmaya başlamıştı.
KAHRAMANIN TERCİHİ: HAKİKAT İÇİN ÖLÜMÜ GÖZE ALMAK
Ayhan İnal, ya sessiz kalıp kurtuluşu seçecek, ya da hakikati haykırarak şehadete yürüyecekti. O, kahramanların yazdığı yolu seçti. Vicdanı, sessizliğe izin vermedi. Kumandanın verdiği en zorlu emri yerine getirmek üzere, komünist canileri açığa çıkaracak, onların kirli eylemlerini ifşa edecek o hayati şahitliği yapmaya karar verdi. Bu karar, mutlak ölümü göze almak demekti. Bu fedakârlık, onu sıradan bir vatandaştan, hakikat yolunda canını hiçe sayan bir destan yazıcısına dönüştürdü. Artık o, zalimin boy hedefi haline gelmişti.
24 EKİM 1979: SON DURAĞA YOLCULUK
Takvimler 24 Ekim 1979’u gösterdiğinde, Ordu üzerinde ağır bir sessizlik vardı. Ayhan İnal, o gün Kumru Taksi İşletmesi'nin yazıhanesinde, ruhunda taşıdığı büyük yükün ağırlığıyla oturuyordu. Bilinçli olarak seçtiği tehlikenin, onu bulması uzun sürmedi. Karanlığın altı gölgesi, altı komünist militan, yazıhaneye girerek, bir yiğidi silah zoruyla esir aldı.
O an, Ayhan İnal’ın iradesi, bedeni tutsak alınsa da eğilmedi. O, zaten en büyük kararı vermişti: Korkuya teslim olmamak.
ŞEHADETİN SON NEFESİ
Genç Ülküdaşımız, zorla götürüldüğü Şerefiye Mahallesi'ndeki ıssız bir fındık bahçesinde, son nefesini vermeye hazırlandı. Bu ıssız bahçe, onun son kalesi, son vatan toprağı oldu. Silahlar patladığında, kurşunlar yirmi yıllık tertemiz bir hayata isabet etti. O, verdiği şahitliğin bedelini canıyla ödeyerek 24 Ekim 1979 tarihinde Ordu'da şehadet şerbetini içti.
Ayhan İnal susturulmuştu, ancak onun hakikat uğruna attığı o son adım, cesaretin ve adanmışlığın sembolü olarak tarihin derinliklerine kazındı.
"Ayhan İnal yirmi yaşında susturuldu, fakat hakikat için atılan o son adım, tarihin sessiz kalmış sayfalarında ebediyen yankılanacaktır."