"O gün, sadece bir bakkal değil, bir davası olan adam, alın yazısının çağrısına cevap verdi."
KİMLİĞİ VE İDEALLERİN GÖLGESİ
Tarih 16 Ekim 1980’i gösterdiğinde, İstanbul’un karmaşasında, adı geleceğe bir cesaret fısıltısı olarak kazınacak bir yiğit vardı: Ülkücü Şehit Kemal BEŞİKTAŞ. O, sadece bir birey değil, Esnaf kökeninden gelen, alın teriyle yoğrulmuş bir davanın onurlu temsilcisiydi. Onun omuzlarında taşıdığı yük, sadece dükkânının erzağı değil, uğruna yürüdüğü büyük bir ülkünün sarsılmaz inancıydı.
İSTANBUL’UN SESSİZ NÖBETÇİSİ
Kemal BEŞİKTAŞ, İstanbul’un hayat damarlarından biri olan Alibeyköy Saya Yokuşu’nda küçük bakkalını işletiyordu. Bu dükkân, onun sadece ekmek teknesi değil, aynı zamanda mahallesine tuttuğu bir meşaleydi. O, hayatın en sade anlarında bile ideallerine adanmışlığın nasıl yaşanacağını gösteren, sükûnetin içindeki kararlılığın timsaliydi. Her sabah açtığı kepenk, sadece ticarete değil, inandığı değerlere açılan bir kapıydı.
KADERİN ÇELİK YÜZÜ VE O KARANLIK GÜN
16 Ekim 1980 akşamı çökerken, Saya Yokuşu o güne kadar tanık olmadığı bir hainliğe sahne olacaktı. Kemal BEŞİKTAŞ, yanı başında kardeşi Hasan BEŞİKTAŞ ile birlikte, günlük mesaisinin son adımlarını atıyordu. Bu anlar, huzurun aniden paramparça edildiği o son saniyelerdi.
İki karanlık gölge, pusudan çıkarak silaha sarıldı. Kemal BEŞİKTAŞ, hiçbir zaman vazgeçmediği davası uğruna, o anda kendisini bekleyen tehlikeye gözünü dahi kırpmadan baktı. Silahların patladığı o anda, fedakârlığın en yüce örneğini sergiledi.
SON NEFES VE KALKAN OLAN YÜREK
Saldırı bir baskındı; ama Kemal BEŞİKTAŞ’ın duruşu bir kalkandı. Ağır kurşunlar, doğrudan onun göğsüne isabet ederken, o anki duruşu, yanında bulunan kardeşi Hasan BEŞİKTAŞ’ın o karanlık geceden yara almadan kurtulmasını sağladı. Kemal, bedenini adeta bir siper haline getirerek, canıyla kardeşine hayat verdi.
Ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastaneye varmadan, yolda son nefesini verdi. Onun kalbindeki son atış, sadece bir hayatın sonu değil, bir idealin mührüydü. Bir esnafın, bir ülkücünün, sadece bir yokuşta değil, milletinin kalbinde ebediyete yükselişiydi bu.
16 Ekim 1980’de İstanbul, kendi yokuşunda bir kahramanını, bir şehidini, sarsılmaz inancının bedeli olarak toprağa verdi. Kemal BEŞİKTAŞ, hayatını ortaya koyduğu o akşam, sıradan bir bakkalı, ölümsüz bir sancak haline getirdi.
"Bazı fedakârlıklar bir yolun sonu değil, binlerce yeni destanın başlangıcıdır."