"Bazı ruhlar, fırtınanın tam ortasında doğar ve en karanlık gecede bile sönmeyen bir meşale olur."
KÖK VE YÜREK: ÇİFTÇİNİN DİK DURUŞU
Adı Hasan’dı. Soyadı Elaldı. Kozan’ın Gedikli Köyü’nden, Adana’nın bereketli topraklarından fışkırmış, vatan sevgisiyle yoğrulmuş bir yiğitti. Hayatının henüz baharında, yirmi beş yaşındaydı. Mesleği çiftçilikti; toprağın sadakatini bilen, emeğiyle geçinen sade bir Anadolu insanıydı. Fakat Hasan’ın kaderi, sadece tarlaları sürmekle sınırlı kalmayacaktı. O, ruhunu saran büyük ülkü için, hayatın en tehlikeli tarlasına adım atacaktı.
ADANMIŞLIĞIN CEPHESİ
Hasan Elaldı, daha sonra Adana Çukobirlik’te çalışmaya başladı. Ancak bu yeni iş yeri, kısa sürede ideolojik bir cepheye dönüştü. Komünist sendikacıların baskısı, sadece çalışma şartlarını değil, vicdanları da kuşatıyordu. Hasan, inançlarından taviz vermek yerine, onurunu seçti. Baskıya boyun eğmedi, bulunduğu yerde milli duruşun sesi olmak için MİSK’i kurmaya çalıştı. Bu teşebbüsü, onu hedef tahtasına oturttu.
Ne zaman ki zalimin baskısı dayanılmaz hale geldi, Hasan o kutsal geri çekilme kararını verdi: Bedenini köleleştirecekleri bir yerde durmaktansa, rızkını taşta arayacaktı. Çukobirlik’ten ayrıldı ve bir marangozun yanında çalışarak mücadelesini farklı bir cepheden sürdürdü. Onun için meslek, sadece bir geçim kaynağı değil, aynı zamanda davasına gölge düşürmeyecek bir onur kalkanıydı.
SON NÖBET: ATEŞ ÇEMBERİ
Hasan’ın duruşu, karanlık güçleri rahatsız etmeye devam ediyordu. Vatan sevdası ile yanan bir ruhun varlığı, ideolojilerini zorla dayatanlar için kabul edilemezdi. Tehlike çanları çalıyordu; ülküdaşının hızar atölyesi, Kandemir Atölyesi, bir hafta önce hain bir saldırıyla bombalanmıştı. Bu, açık bir tehditti. Geri çekilmek için her türlü gerekçesi vardı.
Ancak Hasan, fedakârlığın en yüce örneğini göstererek, tehdit edilen bu atölyeyi yalnız bırakmayı reddetti. O, tehlikenin üzerine yürümeyi seçmişti. O hızar atölyesi, artık sıradan bir iş yeri değil, bir destanın son demlerinin yaşandığı, ideallerin nöbet tuttuğu son karakoldu.
16 EKİM 1978: ŞEHADETİN ŞAFAĞI
Tarih 16 Ekim 1978’i gösteriyordu. Saatler gece 02:00 sıralarını vurduğunda, Adana’nın üzerindeki sessizlik, kalleş bir saldırıyla yırtıldı. Kandemir Hızar Atölyesi’nde ülküdaşıyla oturan Hasan, o karanlık gecenin baskınına tanıklık etti. Devrimci solcu-komünist militanlar, acımasız ve namertçe bir pusu kurarak, savunmasız kalan atölyeye yaylım ateşi açtılar.
Bu, bir çatışma değildi; bu, bir inancın ve duruşun infazıydı. Hasan Elaldı, kalbindeki vatan aşkının sıcaklığıyla, hain kurşunların soğukluğunu karşıladı. O, karanlığın ortasında, zulme karşı bir set oluşturarak, ruhunu şehadet mertebesine yükseltti. Bir çiftçinin elleri, marangozun tezgâhından kalkarak, uğruna savaştığı toprakların fedaisi oldu.
Bedeni Kozan’ın Gedikli Köyü’nde, doğduğu topraklara, huzurla defnedildi. Ancak onun adı, 25 yaşında, onuru uğruna can veren bir kahraman olarak, tarihin kahramanlık defterine altın harflerle kazındı.
"Onun hikayesi, toprağın sadakatiyle yazılmış, ancak gökyüzünün sonsuzluğuna kazınmış sönmeyen bir imza olarak kalacaktır."