"Bazı hayatlar bir kitaptan çok, bir yemine benzer; genç başlar, destanla biter."
BİR YÜREĞİN VURULAN MAYASI
Mehmet Metin Olgaç. Sadece yirmi iki bahar görmüş, fakat yüreğine bir milletin büyük davasını sığdırmış bir isimdi. Doğduğu toprakların sıcaklığını (Mardin) ruhunda taşısa da, zihni ve geleceği Ankara’daydı. Ankara Endüstriyel Sanatlar Yüksek Okulunun sıralarında, sadece mesleğini değil, geleceğin Türkiyesi’ni inşa etme aşkını öğreniyordu. O, sıradan bir öğrenci değil, çağın karanlığına ışık tutmaya ant içmiş bir fidan, Türk-İslam ülküsüne gönül vermiş, ülkücü hareketin en ön saflarında yerini almıştı. Kısa süren yaşamının her anını adanmışlıkla mühürlemişti.
İDEALLERİN GÖLGESİNDE BİR GENÇ ÖMÜR
Yaz tatilinin huzuru geride kalmıştı. Ailesinin yanında (Mardin) geçirdiği dinlenme günlerinden sonra, vazifesi onu yeniden Ankara’ya, okuluna çağırıyordu. Bu, sıradan bir geri dönüş yolculuğu değildi; bu, adanmışlığın Ankara’ya doğru attığı kararlı bir adımdı. O gün, bilmeden, hayallerini ve umutlarını sırtlanıp, kaderinin yazıldığı o son yolculuğa çıkıyordu.
BATMAN-SİLVAN YOLUNDAKİ PUSU
03 Ekim 1977. Tarihin utançla anacağı o günde, Mehmet Metin Olgaç’ın bindiği otobüs, Batman-Silvan yolu üzerinde durduruldu. Yol, ansızın bir pusu alanına dönüştü. İdeolojik nefretin karanlık yüzleri—devrimci solcu- bölücü komünistler—otobüsü kuşattı. Onların hedefi ne para, ne maldı; onların hedefi, Mehmet Metin’in kalbinde taşıdığı iman ve idealdi.
Bu alçakça saldırı, gözler önünde, açıkça gerçekleştirildi. Bütün yolcuların dehşet dolu bakışları altında, sadece ülküdaşımız olduğu için, ülkenin geleceğine olan inancı nedeniyle defalarca bıçak darbesiyle ağır yaralandı. Bu an, sadece bir cinayet değil, cesaretin yalnızlığa terk edildiği acı bir ihanet tablosuydu.
BİR KAHRAMANIN SON DİRENİŞİ VE SONSUZLUĞA YÜRÜYÜŞÜ
O otobüsteki yolculardan hiçbiri, bu yiğit gence el uzatmadı. Bıçak darbelerinden çok, çevresindeki bu korkaklık ve çaresizlik onu yalnız bıraktı. Mehmet Metin Olgaç, kanlar içinde, ideallerinin bedelini canıyla ödüyordu. Oraya yığılan sadece bir beden değil, 22 yıllık bir adanmışlık, bir ülkü ateşiydi.
Tesadüfen devriye gezen jandarmalar yetiştiğinde, Mehmet Metin’in bedeni son direnişini veriyordu. Hemen karakola götürülerek ilk müdahalede bulunuldu. Ancak fedakârlığın bedeli çok ağırdı. Aşırı kan kaybetmişti.
Mehmet Metin Olgaç, Ankara’ya varması gereken o yolda, Mardin’in ve ideallerinin kesiştiği yerde, kanını vatan toprağına katık ederek şehit oldu. O, 22 yıllık ömrüyle, ülkücü hareketin destanına kanıyla imza atan kahramanlardan biri olarak ebediyete intikal etti.
"O, yirmi iki yıllık ömrüne sığdırdığı imanla, bir milletin vicdanına mühür vurdu. Bedenler düşse de, ülküler asla kan kaybetmez."