"Bazı ruhlar, yeryüzünün karanlığından yılmaz; onlar, ömürlerini değil, adlarını yaşatmak için doğar."
YURDUN KALBİNDEN DOĞAN YEMİN
1954 yılı, Anadolu'nun derinliklerinde, Amasya'nın Merzifon ilçesine bağlı Kayadüzü Köyü'nde, bir milliyetçilik meşalesi olacak olan Mithat Bozkurt'u vatan toprağına emanet etti. O, sadece bir köylü çocuğu değildi; kalbinde taşıdığı büyük ülkü için, hayatının gidişatını değiştirecek adımlar attı. Suluova Yeni mahallede kurulu düzenini bırakarak, bilginin ve ideallerin başkenti olan Ankara'ya yöneldi. Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin sıralarında, sadece kitapları değil, milletinin geleceğini okudu. O bir öğrenci değil, adanmış bir neferdi.
BİR HAREKETİN MİMARI
Mithat Bozkurt, ülkücü gençliğin gür sesi, Suluova Ülkücü Gençlik Derneği’nin kurucularındandı. Üniversite eğitimi için Ankara’da bulunsa dahi, gönlü ve eylemi daima yurdunun kalbindeydi. 1979 yılının yaz tatili, onun için dinlenme değil, davasının bayrağını en yükseğe taşıma göreviydi. Gençliğe rehberlik etmek, yozlaşmaya ve ayrılığa karşı set çekmek için omuz omuza durduğu arkadaşlarıyla yeniden buluştu. Bu, bir tatil dönüşü değil, memleketine verdiği kutsal bir sözü yerine getirmesiydi.
SON YÜRÜYÜŞ: 26 EKİM 1979
Tarihler 26 Ekim 1979’u gösterdiğinde, Amasya üzerinde sadece fiziki değil, aynı zamanda hain bir siyasi karanlık çökmüştü. O akşam, İlçede elektrikler kesilmişti. Bu karanlık, yalnızca caddeleri değil, düşmanın niyetini de saklayan bir perdeden farksızdı. Buna rağmen, ülküdaşı Yaşar Bostancı ile birlikte, vicdanlarının ışığıyla aydınlanan Cumhuriyet caddesinde yürüyorlardı. Onların adımları ne korkakça ne de gizliydi; inançlarının gereği olarak, dümdüz ilerliyorlardı.
İHANETİN GÖLGESİ VE ŞEHADET
İdealleri uğruna dimdik yürüyen bu iki yiğit, açık bir meydan okumaya hazırlanmışlardı. Ancak karşılarındaki düşman, mertliğin dilini çoktan unutmuştu. Akşamın zifiri karanlığından faydalanan komünist militanlar, en alçak yöntemi seçerek iki arkadaşa arkadan sinsice yaklaştılar. Namluların ateşi, Mithat Bozkurt’un kararlılığını hedef aldı.
Mithat Bozkurt, milleti için çıktığı yolda, vatanının selameti uğruna vurulduğu o yerde, bir an bile tereddüt etmeden şehadet mertebesine erişti. Onun düşüşü, karanlık bir caddenin bitişi değil, ülkücü hareketin davasına olan adanmışlığın mühürlendiği an oldu.
Bu destansı fedakarlıkta, ülküdaşı Yaşar Bostancı da vurulmuştu; ancak aldığı ağır yaraya rağmen, davasının bayrağını 40-50 metre daha ileri taşıma azmini gösterdi. O da, az sonra, o karanlık caddede son nefesini vererek Mithat Bozkurt’a katıldı. İki yiğidin kanı, 26 Ekim 1979 gecesi, sadece o caddeyi değil, gelecek nesillerin hafızasını da adalet ve sadakatle yıkadı.
"Onlar karanlıkta yürüdüler ki, arkalarından gelen nesiller aydınlığı unutmasın. 26 Ekim 1979, sadece bir tarih değil, Mithat Bozkurt’un ölümsüzleşen sadakat yeminidir."