"Bazı hayatlar uzun yaşanmak için değil, büyük bir yeminle mühürlenmek için vardır."
KİMLİĞİ VE İLK YEMİNİN ATEŞİ
Amasya’nın bereketli toprakları, Suluova ilçesi, büyük bir kahramanın ilk nefesine tanıklık etti. Adı: Yusuf Yekeler. Henüz genç bir öğrenciyken, yüreğine millet sevgisini ve davasının sarsılmaz inancını yazmıştı. Suluova Ülkücü Gençlik Derneği’nin (ÜGD) çatısı altında, Anadolu’nun sessizliğinde filizlenen bu adanmışlık, O’nu sadece bir genç olmaktan çıkardı; bir Bozkurt, bir nefer yaptı.
ANKARA’YA DOĞRU: BİR MÜCADELE YUVASI
Hedefleri yüksekti; hem okumak hem de davasını en ön safta taşımak. Bu azimle, geleceğin mimarı olmak üzere, Ankara Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu’nu kazandı. Ankara artık O’nun için sadece bir eğitim yuvası değil, aynı zamanda mücadelenin en keskin hattıydı. Başkentin zorlu atmosferinde, ideallerini terk etmeden, ilim tahsili ile ülkü uğruna verdiği çabayı aynı yolda yürüttü.
O KARANLIK GÜNÜN TİZ SESİ: 8 EKİM 1978
Takvimler, ihanetin pusu kurduğu 8 Ekim 1978 tarihini gösteriyordu. Ankara’nın Hamamönü semtinde, sıradan bir alışveriş anında, Yusuf Yekeler ve üç ülküdaşı, hain bir saldırının hedefi oldular. Hainler, alçakça bir yöntemle iki ayrı yönden, karanlık dehlizlerden ateşi başlattılar. Bu, basit bir çatışma değildi; bu, pusuya düşürülmüş dört ülküdaşa karşı başlatılan namert bir taarruzdu.
GÖĞSÜNDEKİ KALKAN: SON TERCİH
O an, saniyelerin bile asırlara bedel olduğu o dehşet anında, Yusuf Yekeler’in zihninde tek bir düşünce parladı: Fedakârlık. Canını hiçe sayarak, bir an bile tereddüt etmeden, yanındaki üç ülküdaşını dükkânın güvenliğine doğru itti. O, dostlarını içeri iterken kendisini koruyamadı; vücudunu siper etti ve ilk kurşunlar O’nun göğsüne isabet etti. O, bir öğrenciydi, ama o an, hayatın en büyük dersini verdi: Kalkan olmak.
ATEŞ YAĞMURU VE İKİ BOZKURT’UN ŞEHADETİ
Arkadaşları yaralanmış Yusuf’u dükkânın içine çekmeye çalışırken, düşman durmadı. Kurşunlar bu sefer, hem Yusuf’a hem de ülküdaşı Süleyman’a isabet ediyordu. Komünist saldırganlar, düşen kahramanın son nefesine saygı duymak yerine, bu iki yiğit Bozkurt’un gövdesine adeta kurşun yağdırdılar.
Yusuf Yekeler, en büyük yemini tutmuştu: Arkadaşları güvende olsun diye kendi hayatını ortaya koymuştu. O gün, Ankara sokakları, genç yaşında ideallerini uğruna can veren iki yiğidin, Yusuf’un ve Süleyman’ın şehadetiyle mühürlendi.
8 Ekim 1978, sadece bir tarih değil; genç bir ülkücünün hayatı pahasına koruduğu ülküdaşlarının şahit olduğu ebedi bir nöbetin başlangıcıdır.