"Bazı fedakârlıklar bir anlık kurşunla değil, imanı iki yıl boyunca ciğerinde taşıyan bir yeminle mühürlenir."
MİLLETİN YÜREĞİNDE AÇAN FİLİZ
Giresun’un Tirebolu ilçesinin bereketli topraklarında, fırtınalı bir çağın ortasında doğan Selami Durmuş, davasına adanmışlığın destanını yazmak için yola çıktı. 24 yaşındaydı. Hayatın dünyevi bağlarından azade, bekâr ve tertemizdi. O, gençliğini milletinin geleceğine bir kurban olarak sunmayı seçmişti. Daha yaşayacağı nice baharlar varken, Selami Durmuş, ömrünün en verimli çağını, ülkesi üzerindeki karanlık bulutları dağıtmaya adamıştı.
MESAİSİ BİLİNMEYEN YEMİN
Olgusal kayıtlar, Selami Durmuş’un dünyevi mesleğini kaydetmeyebilir; ancak onun asıl mesleği, ruhunu adadığı ülküydü. Gönüllü bir nöbetçi, vicdanlı bir savaşçıydı o. Yüreği vatan sevgisiyle dolup taşan bu yiğidin hayat gayesi, ülkesinin birliğini ve dirliğini korumak, yoldaşlarının safında dimdik durmaktı. O, sadece yaşamak için değil, uğruna ölmeye değer bir inanç için nefes alıyordu.
KARANLIĞIN ÜZERİNE YÜRÜYÜŞ: O KADER GECESİ
Takvimler 10 Ağustos 1979 tarihini gösteriyordu. Saatler 21:55’i vurduğunda, ülkü erlerinin fikirlerini ve kardeşliklerini paylaştıkları o mütevazı kahvehane, hain bir pusuyla sarsıldı. Devrimci solcu-komünist militanlar, bu kutsal mekâna silahlarını doğrultarak bir baskın gerçekleştirdi.
Bu, bir çatışmadan ziyade, karanlığın ışığa karşı giriştiği alçakça bir saldırıydı. O an, Selami Durmuş ve yanındaki ülküdaşları, sadece bir mekânı değil, inançlarının kalesini savunuyordu. Silahların patladığı o vahşet anında, kahraman Selami, bedenini siper etti. Ateş kesilmeden hemen önce, ciğerlerinden aldığı o ağır yara, onun hayata tutunacağı son yeminini başlatacaktı.
O karanlık gecede, Selami Durmuş’un yanı başında duran üç fidan—Ülküdaşları Ali İncekara, Dursun Gedik ve İzzet Sezer—anında şehadet şerbetini içerek arşa yükselmişlerdi. Bayram Teoman ise yaralı olarak kurtulmuştu. Ancak Selami Durmuş’un kaderi, diğerlerinden farklı yazılmıştı.
İKİ YIL SÜREN SON NEFES DESTANI
Selami Durmuş, kurşun yarasıyla yere düşmedi; inancının çelikten iradesiyle ayakta kaldı. Ciğerlerine isabet eden mermi, onu hemen almadı; tam tersine, ona vatan aşkının ne kadar derin olduğunu ispat etmesi için iki yıldan fazla sürecek, acılarla dolu, destansı bir süre tanıdı.
Uzun müddet tedavi görmesine rağmen, o kahraman, her nefesinde ciğerlerinin yandığını hissetti. Bu iki yıl, onun için sadece bir nekahet dönemi değil, davasının büyüklüğüne katlanarak verdiği kesintisiz bir savaştı. Selami Durmuş, her gün yeniden doğuyor, her gün acıyla sınanıyor, her gün şehadeti sabırla bekliyordu. O, yaralı bedeniyle dahi, ideallerinin yıkılmaz olduğunu gösteren yaşayan bir anıttı.
Nihayet, takvimler 11 Ekim 1981’i gösterdiğinde, ruhu artık bedenine sığmaz oldu. Uzun süren bu çetin mücadeleden sonra, yorgun düşen bedeni son nefesini verdi ve Selami Durmuş, adını, uğruna yıllarca acı çektiği şehitler kervanına yazdırdı.
EMANET VE SON DURAK
Giresun’un yiğit evladı, iki yıl önce hemen düşen ülküdaşlarının yanına, kahramanlık mücadelesini tamamlayarak ulaştı. Selami Durmuş, mücadelesiyle, şehadetin sadece bir ölüm değil, aynı zamanda uzun bir sabır ve adanmışlık süreci de olabileceğini kanıtladı.
Cenazesi, Kurucakale mezarlığının mübarek toprağına, yattığı yerden vatanına göz kulak olmak üzere emanet edildi. Artık o, sadece bir şehit değil; ülkü uğruna verdiği nefesi, son ana kadar yüreğinde taşıyan, sabrın ve fedakârlığın sembolüydü.
"O, şehadeti sadece bir anlık cesaretle değil; ciğerlerinden akıp giden her nefesi, toprağa olan sarsılmaz bir borç bilerek ödedi."