"Büyük davalar, en sevdiklerinin gözleri önünde ödenen bedellerle yazılır. O, kendi hayatını değil, geleceğin dersini feda etti."
ANADOLU’DAN YÜKSELEN SESİN KÖKLERİ
Anadolu toprağının sadık ve çilekeş coğrafyası, 1942 yılında, Osmaniye’nin Kadirli ilçesi Yusuf İzzettin Köyü’nde, geleceğin davasına adanacak bir ruhu dünyaya getirdi. O’nun adı Ahmet Tevfik Pampal’dı. Köklerinden aldığı sarsılmaz karakteriyle büyüdü; biliyordu ki, vatan sevgisi sadece bir duygu değil, büyük bir sorumluluktu.
Bu sorumluluğun idrakiyle, gençliğini ilim yoluna adadı. 1970 yılında, o çalkantılı yılların ortasında, İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünden mezun oldu. Tarihi okumak, onun için sadece geçmişi bilmek değil, geleceği inşa etmek için bir ferman hazırlamaktı.
BİR ÖĞRETMEN, BİR LİDER VE ÜÇ MİRAS
Ahmet Tevfik Pampal, meslek hayatına Adana Kız Lisesi’nde atandı ve ardından Adana Endüstri Meslek Lisesi’nde görevine devam etti. O, bir memur değil, nesilleri yoğuran bir sanatkârdı. Tarih bilgisini genç zihinlere nakşederken, duruşuyla da onlara adanmışlığın ne demek olduğunu gösteriyordu.
Onun kahramanlığı, sadece sınıflarla sınırlı kalmadı. Adana’da, zorlu ve karanlık günlerde ÜLKÜ-BİR teşkilatının başkanlığını üstlenmiş, inançları uğruna önderlik etme cesaretini göstermişti. Bu ağır yükü taşırken dahi, yüreğinde en büyük sevgiyi barındırıyordu: Üç evladına ve hayat arkadaşına duyduğu derin sevgi. O, hem ocağını koruyan bir baba, hem de davasının kalesi olan bir liderdi. Bu çift cepheli yaşam, fedakârlığının boyutunu kat be kat artırıyordu.
22 EKİM 1978: GÖREVE SON YÜRÜYÜŞ
Yıl 1978’di. Tarihin en kanlı hesaplaşmalarının yaşandığı bu dönemde, Ahmet Tevfik Pampal, her gün yaptığı gibi, davasına ve öğrencilerine doğru yürüyordu. Bu yürüyüş, sıradan bir mesaiye gidiş değil, tehlikeye doğru atılan bilinçli bir adımdı. Yanında, hayatının şahidi, kader ortağı olan eşi vardı. O, belki de son bir kez, eşinin varlığıyla güç buluyor, görev yerinin eşiğine doğru kararlılıkla ilerliyordu.
O gün Adana’nın sokakları, aydınlığa giden yolu kesmek isteyen karanlık pusuya sahne oldu.
KAHPE PUSU VE EŞİNİN GÖZLERİ ÖNÜNDE DÜŞÜŞ
Karanlık ruhlar, bir kahramanı pusuda bekleyecek kadar alçalmışlardı. Onlar, Ahmet Tevfik Pampal’ın yalnız yürüdüğü bir anı değil, eşinin şahitliğinde, bir öğretmenin en onurlu anını, yani göreve gidişini hedef aldılar.
Tarih 22 Ekim 1978’i gösterdiğinde, kahpe dölleri, eşinin hemen yanında, en alçakça saldırıyı gerçekleştirdi. Onlar, bir bedeni yere düşürmeyi amaçlamışlardı; oysa Ahmet Tevfik Pampal, son nefesini verirken, etrafındaki karanlığa karşı onurunu ve cesaretini dik tuttu. Eşinin gözleri önünde, davası uğruna, geleceğe adanmışlığın en yüce bedelini ödeyerek şehit oldu. Onun son anı, zifiri karanlığa karşı fırlatılmış, daima parlayacak bir meşale oldu.
O, ne canını ne de mesleğini terk etti. Görevine doğru yürürken şehadete erişti ve böylece, Adana’nın sokaklarına, silinmeyecek bir fedakârlık dersini kanıyla yazdı.
"Ahmet Tevfik Pampal, bir hayatı bıraktı ama üç çocuğuna miras bıraktığı soyadı ve nesillere öğrettiği vatan aşkı, 22 Ekim 1978'in karanlığını sonsuza dek aydınlatacaktır."