"Bazı hayatlar kısadır; ancak bıraktıkları iz, bir ulusun kaderine düşen sonsuz bir ışıktır."
17’LİK BİR MEŞALE: KİMLİĞİ VE YÜKSELİŞ
Bolu'nun Gerede ilçesinden kopup gelen, fırtınalı bir dönemin tam ortasına cesaretle dikilen bir gençti Mustafa HAŞATLI. Henüz hayatının baharında, 17 yaşında bir lise öğrencisiydi. Ancak onun kimliği, sadece ders kitaplarından ibaret değildi; o, idealizmin ve davanın ateşiyle yanan bir meşaleydi.
O, ülkücü hareketin İstanbul'daki en önemli isimlerinden olan MHP İstanbul İl Başkanı Recep HAŞATLI’nın oğluydu. Bu miras, ona sadece bir soyadı değil, aynı zamanda omuzlarında taşıyacağı ağır bir sorumluluk ve düşmanların gözünde hareketli bir hedef tahtası sunmuştu.
ADANMIŞLIĞIN TEHLİKELİ ORTAMI
Türkiye'nin karanlık sularında ideolojik çatışmaların en keskin olduğu günlerde, Mustafa ve ailesi, hedef gösterilmenin soğuk nefesini her an enselerinde hissediyorlardı. Aydınlık Gazetesi ve diğer sol örgütlerin yayın organları, her gün onların isimlerini manşetlere taşıyarak, bu genç kahramanı ve babasını düşmanların av listesine alıyordu.
Mustafa, tehditlerin farkındaydı; ancak bu durum onu yıldırmadı. O, babasının yanında dimdik durarak, hayatının her anını adanmışlığın onurlu bir beyanı olarak yaşıyordu. Onun kısa ömrü, geri adım atmayan bir duruşun simgesi haline gelmişti.
KADERİN ÇAPRAZ ATEŞİ
Takvimler 03 EKİM 1978’i gösterdiğinde, İstanbul'un akşamı sessizliğini koruyordu. Baba ve oğul, günün yorgunluğunu üzerlerinden atmak ve sığınaklarına girmek üzere evlerinin kapısına doğru ilerliyorlardı. Bu basit eylem, bir kahramanın son adımı olacaktı.
Onlar eşikten içeriye adım atarken, gölgelerden çıkan Marksist Leninist, Silahlı Propaganda Birliği adlı örgütün hain pusu kurucuları harekete geçti. Hiçbir uyarı olmaksızın, en ağır silahlardan çıkan kurşunlar, evi çevreleyen sokakta bir anda yankılandı ve Mustafa HAŞATLI ile babası, canice planlanmış bir çapraz ateşe tutuldular.
Mustafa, bu alçak saldırının ortasında, davasının ve ailesinin onurunu koruyarak ağır yara aldı. Gözünü kırpmadan üzerine yürütülen bu ihanet, onu yere serdi.
SON NEFES VE DESTAN
Ağır yaralı halde hastaneye kaldırıldı. On yedi yıllık kısa ömrünün her anını temsil eden ruhu, hayata tutunmak için son bir direniş gösterdi. Doktorlar ne kadar çabalasa da, Marksist kurşunların açtığı yaralar, genç bedeninin direncini kırdı.
İstanbul’da, adanmışlık yemininin bedelini ödeyerek, 03 EKİM 1978 günü şehadet mertebesine yükseldi.
Mustafa HAŞATLI, kuru bir biyografi maddesi olarak değil, karanlık bir çağda korkuya teslim olmayı reddeden 17 yaşındaki bir ülkücü olarak, adını tarihin sayfalarına kanıyla yazdırdı. Onun şehadeti, basit bir ölüm değil; bir idealin ölümsüzleştiği büyük bir fedakârlıktı.
"Mustafa Haşatlı düşman kurşunlarıyla veda etti; ancak 17 yaşındaki bir ülkücünün kararlılığı, hiçbir zaman susturulamayacak bir destan olarak tarihe kazındı."