"Bazı adımlar, sadece bir tarihi işaret eder; ama o tarih, bir milletin vicdanına ebediyen kazınan bir kahramanlık mührüdür."
İSMİ VE SONSUZ NİŞANI
Adı, ülkücü davanın çelikten iradesini taşıyanlardan biriydi: SEZAİ GÜNDOĞDU. Hayatının kaydında, doğumunun coğrafyası veya günlük hayatının uğraşı değil, sadece büyük bir ideal uğruna ödediği bedelin nişanı yazılıydı. O, bu kutsal davanın sarsılmaz inancını taşıyan ve adını ebediyete yazdıran bir ÜLKÜCÜ ŞEHİT’ti.
BİLİNMEYENİN GÖLGESİNDEKİ ADANMIŞLIK
Olgusal kayıtlar onun nereli olduğunu, hangi ana kucağında büyüdüğünü (DOĞDUĞU YER) veya ekmeğini hangi alın teriyle kazandığını (MESLEĞİ) sessizce geçebilir. Ancak bu bilinmezlik, onun fedakârlığını gölgelemez; tam tersine, yüceltir. Çünkü Sezai Gündoğdu, mesleğinden veya memleketinden bağımsız olarak, kendisini sadece ve sadece inandığı büyük kavganın bir neferi saymıştı. Onun mesleği, ülküydü. Onun doğduğu yer, uğruna savaştığı bu aziz VATAN’dı. O, dünyevi unvanlardan sıyrılmış, sadece duruşuyla tanımlanan bir iman adamıydı.
KARANLIĞIN ÜZERİNE YÜRÜYÜŞ: ORDU, 1980
Tarihin en çetin dönemlerinden biri olan 1980 yılı, milletin vicdanının kanadığı, sokakların ayrılık rüzgârlarıyla savrulduğu bir zamandı. Bu çetin fırtınanın ortasında, Sezai Gündoğdu’nun son durağı, Karadeniz’in asil şehri ORDU oldu. Ordu, onun hayat sahnesinin kapandığı değil, kahramanlık destanının son sözünün yazıldığı yerdi. O, içinde bulunduğu çağın zorluğunu görüyor; geri adım atmaktansa, inandığı değerler için ateş çemberinin ortasına doğru yürüyordu.
01 EKİM 1980: SONSUZLUĞA BIRAKILAN İZ
Ve o gün geldi: 01 EKİM 1980.
Kaydedilen metin, o karanlık anın (OLAY GÜNÜ) detaylarını, mücadelenin şiddetini veya son kurşunun nereden geldiğini açıklamaz. Bu destansı sessizlik, Sezai Gündoğdu’nun ŞEHADETİ’nin ne denli hızlı ve ne denli onurlu olduğunu gösterir. O, ne bir veda mektubu yazma fırsatı buldu, ne de son sözlerini kayda geçirme şansı. O, sadece inancının gereğini yaptı. Kim bilir, belki de bir hain pusunun ortasında, belki de tek başına bir direnişin son anında, yüzünde hiçbir korku gölgesi olmadan, üzerine yürüyen karanlığa kafa tuttu. Detaylar bilinmese de, onun o son anındaki kararlılığı, fedakârlığının en büyük kanıtıdır. O, elindeki bayrağı yere düşürmeden, son nefesini bu toprakların kutsallığına armağan etti.
"Kaybolan meslekler ve unutulan yerler olabilir; ancak Sezai Gündoğdu’nun 1 Ekim 1980’de bıraktığı o destansı duruş, hafızalardan asla silinemeyecek bir miras olarak yaşamaktadır."