"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, bir inancın kalesi olmak için adanır."
BAYBURT'TAN ESKİŞEHİR'E: YÜREĞİN GÖÇÜ
O, sadece bir işçi, sadece bir emekçi değildi; Halis Öztürk, destansı bir mücadelenin sarsılmaz bir neferiydi. Hikâyesi, Bayburt'un çetin coğrafyasında başlamış, ancak 35 yıllık kısa ömrünün en adanmış yılları, göç ederek yerleştiği Eskişehir'de, vatan ve millet sevgisinin en çetin sınavlarında geçmişti. Ailesiyle birlikte geldiği bu yeni topraklarda, Halis, genç ülkücüler teşkilatının davasıyla tanıştı ve sıradan bir hayat sürme lüksünden feragat etti. O, artık yürüdüğü yolun, engebeli ve tehlikelerle dolu olduğunu biliyordu.
ADANMIŞLIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ
Halis Öztürk, ülkücü mücadelenin içine daldığı an, tehlikenin hedefi haline geldi. Daha askere bile gitmeden, karanlık ellerin saldırısına uğraması, onun ne denli doğru bir yolda olduğunu gösteren ilk işaretti. Bu, Halis’in geri adım atmasına neden olmadı. Aksine, vatan borcunu ödeyip döndükten sonra, bu adanmışlığını en yüksek seviyeye taşıdı: Ülkü Ocaklarında görev aldı, Ülkücü İşçiler Derneği'nin sarsılmaz bir üyesi oldu. O, bedenini ve mesleğini (İşçi), inandığı değerler uğruna siper etmiş, Yenidoğan Mahallesi'nin sokaklarını davanın kalesine çevirmişti.
HAKİKATE UZANAN SON ADIM
Tarih 28 Ekim 1979’u gösterdiğinde, Halis Öztürk ve ülküdaşları, Eskişehir’in Salı Pazarı’nda, hakikati halka ulaştırmanın kutsal görevini yerine getiriyorlardı. Pazarda yankılanan kalabalığın uğultusu arasında, Halis, bir kasabın önündeki mevzisinde, bildirileri dağıtarak sessizce direniyordu.
Ancak, birkaç gün önce duvarlara orak-çekiç sembolleri çizerek milleti ayrıştırmaya çalışan komünist yazarları vicdanının sesiyle uyarmıştı. Halis, gerçeği söylemekten çekinmemişti. İşte tam bu kutsal görev anında, tartıştığı o kişinin babası, kin ve intikam ateşiyle yanarak pazara geldi.
KAHRAMANIN SINSI PUSUDA DÜŞÜŞÜ
O, bir savaş meydanında değil, halkın arasında, sinsice yaklaştı. Elinde sakladığı bıçak, sadece bir bireye değil, Halis’in temsil ettiği tüm ideallere saplanmak üzereydi. Gözü dönmüş katil, Halis’e peş peşe, defalarca bıçağını vurdu.
Ağır yaralı olmasına rağmen, Halis’in etrafındaki ülküdaşları, derhal müdahale etmek için ileri atıldılar. Onlar, canları pahasına Halis’i korumaya çalışırken, saldırgan katil bıçağını onlara da savurdu. Kalabalığın ortasında, bir yiğit, inandığı dava uğruna kanını akıtırken, ülküdaşları da onun onurunu savunuyordu.
HASTANEDE BİTEN VEDA
Halis Öztürk, ağır yaralı halde hemen hastaneye kaldırıldı. Ancak kaderin ve ihanetin en acı yüzü burada kendini gösterdi. O zorlu günlerde, ideolojik ayrılık hastane duvarlarının ardına bile sızmıştı. Doktorlar... Onlar da kinin esiri olmuştu.
Anında yapılması gereken müdahale, kasten ve vicdansızca ağırdan alındı. Halis’in yüreği, vatan sevgisiyle attığı her an için bedel ödüyordu. O, sadece bıçağın darbeleriyle değil, merhametsizliğin ve ideolojik düşmanlığın soğuk duvarları arasında şehit oldu. Halis Öztürk, hayatının 35. baharında, kan kaybından ruhunu teslim etti; Eskişehir semaları, bir kahramanın son nefesiyle titredi.
"Fedakârlığın en derin izi, merhametin reddedildiği yerde dahi davasından vazgeçmeyenin yüreğinde atar."