"Kimi hayatlar, henüz baharında, uğruna yürüyeceği o büyük yeminle mühürlenir; Ahmet Ali Özkan da 17 yıllık ömrünü, bir milletin sancağına adadı."
KİMLİĞİ VE YÜKSELİŞ YEMİNİ
O, çağının çalkantılı rüzgârlarında henüz bir fidandı; yaşı sadece 17. Gençliğin tüm umudu ve enerjisiyle, İstanbul'un kalabalık semtlerinden Bayrampaşa'da, Yıldırım mahallesinde ikamet eden bu delikanlı, geleceğine çift kanat takıyordu. Bir yandan zanaatkâr ruhuyla ellerini işliyor, "Moda Terzi" dükkanında bir çırak olarak ustalık öğreniyordu; diğer yandan ise ideallerinin peşinden koşuyordu. Başarıyla kazandığı İmam Hatip Lisesi, onun sadece bir meslek sahibi değil, aynı zamanda davasına adanmış bir nefer olacağının müjdesiydi. Ahmet Ali Özkan, hem ipliğe hem de fikre bağlı bir kahramanın ilk adımlarını atıyordu.
ERTELEDİĞİ DÜŞLERİN ADAMI
Olgusal kayıtlarda doğduğu yer belki yazılı değildir; zira Ahmet Ali'nin yurdu, sadece bir coğrafya değil, uğruna şehadet şerbetini içmeye hazır olduğu kutsal bir ülküydü. O, geleceğini erteleyenlerdendi. Okul sıralarını bekleme sabrını gösterirken, ülkenin kaderi onu daha ağır bir imtihana çağırdı. Zanaatkâr cübbesi, farkında olmadan giyeceği şehadet hırkasının ilk adımıydı. O, tezgâh başında duruşuyla, davasından geri adım atmayacağını ilan eden, sessiz bir yiğitti.
TERZİHANEDE YÜKSELEN FERYAT
Takvimler, 16 EKİM 1979 tarihini gösteriyordu. İstanbul, karanlık emellerin gölgesinde kan kaybederken, Ahmet Ali Özkan mesai yaptığı yerdeydi. O gün, Savaş Caddesi üzerinde bulunan o küçük terzihane, adı gibi bir savaşın ortasında kalacaktı.
Bu sessiz dükkan, dört TİKKO mensubu militanın ani ve alçakça saldırısıyla baskına uğradı. O an, iğne iplik seslerinin yerini çelik namluların tehdidi aldı. Huzur, bir anda dehşete dönüştü. Silahlar, terzihanenin dar alanı içinde adeta kan kusuyordu. Burası artık bir zanaat yeri değil, inanç uğruna bedel ödenen bir siperdi.
ON YEDİ YILLIK ÖMRÜN SON NOKTASI
17 yaşındaki bir çırak, meslektaşının, Bayram Bayraktar'ın yanında, o kurşun yağmuruna kalkan oldu. O anlarda ne düşündü, baskına karşı bir duruş sergiledi mi, yoksa sadece gençliği ve tertemiz imanıyla mı o karanlığın üzerine yürüdü? Ham metin bize bu son anın destansı detaylarını vermez. İşte bu bilinmezlik, kahramanlığının büyüklüğüdür. O, bir uyarı almadan, bir geri çekilme şansı verilmeden, namluların karşısında kararlılıkla durdu.
Ahmet Ali Özkan, henüz hayatının baharında, geleceği için kazandığı okulun kapısından geçemeden, terzilik yaptığı o dükkânda şehadet mertebesine erişti. Onun kanı, ideallerine olan bağlılığının son ve en yüce imzası oldu.
GÖLGEDE KALAN FAİLLER VE EBEDİ HAFİZA
TİKKO, bu vahşi eylemi alenen üstlenerek tarihe not düşülmesini sağladı; ancak o karanlık saldırının failleri, zamanın sisleri içinde meçhul kaldı. Ancak faili meçhul kalanlar, sadece kurşunu sıkan ellerdi. Ahmet Ali Özkan’ın fedakârlığı asla meçhul kalmadı.
O, İstanbul’un bir mahallesinde, bir terzi dükkanında, 17 yaşında düşen ama adıyla bir destan bırakan bir ülkü eridir. O, genç yaşına sığdırdığı iman ve cesaretle, nesiller boyu sürecek bir anıt inşa etmiştir.
"Zanaatkâr eliyle iğneyi değil, 17 yaşında ruhuyla şehadeti ilmek ilmek dokuyanlar, tarihin kuru sayfalarında değil, milletin sarsılmaz vicdanında yaşar."