"Bazı ruhlar, fırtınanın ortasında bile yıkılmaz. Onlar, adanmışlığın on yedi yıllık mühürüdür."
ADANMIŞLIĞIN ARTVİN DESTANI
O, sadece bir isim değildi; Artvin topraklarının, Murgul’un Eren Köyü’nden yükselen ve millet sevdasıyla yanan on yedi yıllık bir yemindi. O, Şehit Hikmet Yıldırım’dı. Tarihin en çetin sınavlarından birinin ortasında, 23 Ekim 1978 günü, henüz hayatının baharında Artvin semalarında bir destan yazdı. Onun hikayesi, genç bir bedenin taşıdığı sarsılmaz inancın ölüme meydan okuyuşuydu.
GÖKTAŞ LİSESİ VE SÜRGÜNÜN İKİNCİ SINAVI
Hikmet, henüz on yedi yaşında bir fidan iken, fikri ve duruşu nedeniyle hedef haline geldi. Göktaş Lisesi koridorları, onun ülkücü kimliğini bir suç gibi görenlerin baskısına sahne oldu. Bu baskı, genç kahramanı ait olduğu topraklardan zorla ayırdı; bir sürgün fermanıyla Rize Fındıklı Lisesi'ne gönderildi. Ancak bu coğrafi değişim, onun yüreğindeki kararlılığı asla söndüremedi. Fedakârlık yolunda yürümenin bedeli ağırdı; Fındıklı’da dahi pusuya düşürüldü ve kalleşçe bıçaklanarak saldırıya uğradı. Kanla yazılmış bu ikaza rağmen, o inancından geri adım atmadı. Yaraları iyileşir iyileşmez, ait olduğu mücadele alanına, Göktaş Lisesi’ne geri döndü.
SON SABAH: KUŞATILMIŞ KALE
Takvimler 23 Ekim 1978’i gösterdiğinde, hava Artvin’in üzerinde ağır bir kin ve çatışma kokuyordu. Hikmet’in okul kapısına vardığı o meşum sabah, lise binası devrimci-komünistler tarafından işgal edilmiş, adeta bir kale gibi ele geçirilmişti. Şiddetin gölgesinde, ülkücüler okula sokulmuyordu. Okuluna, davasının merkezine giremeyeceğini anlayan Hikmet, sakin ve kararlı bir şekilde evine dönmek üzere yola koyuldu. Ancak hain gölgeler çoktan pusudaydı.
KAHRAMANLIĞIN SON GÖLGESİ
Yol daraldı, hava karardı. Genç adam, Artvin sokaklarında yalnız yürürken, devrimci-komünistlerin kurduğu bir ateş çemberinin ortasına düştü. Kalabalıklardı ve ellerinde taşıdıkları silahlar, on yedi yaşındaki bu adanmış ruhun karşısına korkakça dikildi. Hikmet, bu eşitsiz ve namert saldırı karşısında kaçmak zorunda kaldı. O kaçarken, arkasından gelen kurşunlar, onu sırtından vurdu.
İhanet kurşunuyla yere düştüğünde, bedeni acıdan kasıldı, yaralıydı. Ancak düşmanlarının kudurmuş kin ve vahşeti burada dinmedi. Komünist köpekler, yerde can çekişen bu gencecik bedenin üzerine yürüdüler. O kanlı anda, Hikmet Yıldırım yerde yatarken, defalarca kurşunlanarak gencecik bedeni lime lime edildi.
Orada, Artvin sokaklarında, 23 Ekim 1978 tarihinde, henüz on yedi yaşındayken, davasına olan sadakatinin son nişanesi olarak şehit oldu. O, kaçarken vurulan bir kurban değil; inancının son damlasına kadar direnen, yenilmez bir kahramandı.
"O, sadece bir kurşunla düşmedi; bir neslin kalbine, 23 Ekim 1978'de, silinmez bir cesaret imzası attı."