"Bazı yiğitler, henüz baharlarını tamamlamadan, sadece duruşlarıyla bir milletin onur manifestosu olurlar."
DİYARBAKIR'DAN KARADENİZ'E UZANAN YÜREK
Takvimler, ihanetin en keskin bıçağının göğe uzandığı o kara günü, 30 Ekim 1978’i gösteriyordu. Vatan topraklarının sancılı bir döneminde, bir neslin umudu ve adanmışlığı, soğuk bir kurşunla sınanıyordu. Diyarbakır'ın sıcak kucağında doğan, ancak Karadeniz'in hırçın sularının kıyısında, Trabzon’da destanını tamamlayan bu genç kahramanın adı, MEHMET SALİH GÜÇLÜ'ydü. O, sadece bir öğrenci değil, Doğu ile Kuzey’in sarsılmaz bağının yaşayan ispatıydı.
BİR YİĞİT, BİR OCAK
Henüz hayatının baharında, 24 yaşındaydı. Mehmet Salih Güçlü, sadece yaşının değil, ailesinin de tek umuduydu. O, evinin direği, ocağının yegâne evladıydı. Bu ağır ve kutsal sorumluluğu yüreğinde taşırken, ne mesleki ne de ideolojik eğitiminden ödün verdi. O, sıradan bir hayatı seçmek yerine, milletinin bekası için kendini feda etme yolunu seçenlerdendi.
BİLİNÇ VE ADANMIŞLIĞIN SON SINIFI
Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi'nin (KTÜ) Makine Bölümü'nde son sınıfta okuyordu. Eğitimi onun için sadece bir diploma değil, millete hizmet yolunda kuşanılacak çelik bir zırhtı. O, ezberci değil; okuyan, düşünen ve ülkücü bilinciyle etrafına ışık saçan, "şuurlu" bir dava adamıydı. Duruşuyla, kültürüyle ve azmiyle, geleceğin büyük Türkiye'sini inşa edecek neslin öncüsü olarak görülüyordu. Onun aklı, karanlık emellerin korktuğu en büyük silahtı.
TRABZON'DA KURULAN PUSU VE KAHRAMANIN SON ADIMI
O kritik günde, Trabzon Taksim Meydanı’nda, bir otobüs durağında bekliyordu. En doğal hakkını kullanırken, arkasında sinsice hazırlanan bir ihanet çemberinden habersizdi. Kahpeliğin ve kinin ruhunu taşıyan katiller, onun temsil ettiği her şeye; Türklüğe ve İslam'a düşmanlık güdüyorlardı. Yüreklerinde Moskof ruhu, ellerinde ölüm vardı. Onlar, Mehmet Salih Güçlü'nün cesaretinden korktukları için, ancak gizlenerek yaklaştılar.
Bir yiğide yakışmayacak şekilde, karanlık gölgeler tarafından arkadan yakalanan kahraman ülküdaşımız, önce hain bir bıçağın soğukluğuyla sınandı. Ardından, korkaklığın son nişanesi olan kurşunlar, onun adanmış göğsüne saplandı. Bu, bir çatışma değil, bir ideolojinin masum bir bekleyiş anına kurduğu alçakça bir pusu idi.
O an, Mehmet Salih sadece kendi hayatı için değil, uğruna yürüdüğü inançları için hastaneye kaldırıldı. Ancak düşmanın kin dolu saldırısı o kadar acımasızdı ki, genç kahramanımız kurtarılamadı. O, Trabzon toprağında bir ülkü için düştü; bedenini feda ederek bir milletin kalbine Şehitlik mührünü vurdu.
HAKKA YÜRÜYÜŞ VE DİYARBAKIR'IN VEFA SELİ
Şehidin naaşı, doğduğu topraklara, Diyarbakır’a doğru yola çıktı. Bu, sessiz ve onurlu bir dönüş yolculuğuydu. Fakat Diyarbakır halkı, tek evlatlarını sessizlikle karşılamadı. Onlar, Mehmet Salih Güçlü'nün şehadetinin büyüklüğünü anlamışlardı. Naaşın şehre ulaşmasına 15 kilometre kala, binlerce Diyarbakırlı vatansever, omuzlarında Türk milletinin onurunu taşıyan bu cenazeyi karşılamak için yollara düştü.
Bu kalabalık, Mehmet Salih’in hayatının boşa gitmediğinin, aksine bir diriliş meşalesine dönüştüğünün en görkemli kanıtıydı. O, yurdundan uzakta şehit düşmüş, ama Diyarbakır'da binlerce yürekte yeniden doğmuştu.
"Mehmet Salih Güçlü'nün 24 yıllık ömrü, sadece bir biyografi değil; şahadetiyle hürriyet yeminimizi, düşmana karşı sarsılmaz duruşumuzu tarihe kazıyan bir destandır."