"Bazı hayatlar, sadece on sekiz yıla sığar; ama o on sekiz yıl, bir ömrün taşıyamayacağı kadar büyük bir cesareti ve fedakârlığı miras bırakır."
KİMLİK VE YÜKSELİŞ YOLCULUĞU
Tokat ilinin Niksar ilçesinden doğan bir yiğitti o. Adı, Halil Baybars'tı. Daha hayatının baharında, henüz on sekiz yaşındaydı. Ancak yaşı ne kadar gençse, kalbindeki Ülkü ateşi o denli güçlüydü. Halil, sadece bir öğrenci değil, milletinin geleceğine adanmış, davasının bayrağını en yüksekte tutmaya yemin etmiş bir idealistti. O, sadece bir beden değil, koca bir inancın ilk adımıydı.
BİLİNÇLİ SEÇİM VE İSTANBUL SÜRGÜNÜ
Niksar, Halil’in büyük hayallerini ve ilim aşkını taşıyamadı. Baskılar ve engellemeler, onun okuma hakkını elinden almıştı. Okul tasdiknamesi eline verildiğinde, Halil geri çekilmeyi reddetti. O, inancından vazgeçmeyen bir ruhun nasıl yürüyeceğini gösterdi. Tasdiknamesini ve sarsılmaz azmini yanına alarak, geleceğin ve bilimin peşinde metropollerin kalbine, İstanbul’a doğru yola çıktı. Bu, basit bir yer değiştirme değil; karanlığa karşı ışığı arayan, bilgelik uğruna çıkılan kutsal bir sürgündü.
O KARANLIK GÜN: SAYISIZ DÜŞMANIN KUŞATMASI
Takvimler 05 Ekim 1978’i gösterdiğinde, Halil Baybars için son ders zili çalmak üzereydi. Vatanının refahı için çabalayan bu genç yiğit, hain gölgeler tarafından takip ediliyordu. Otobüsten indiği an, pusunun karanlığı çöktü. Komünist güruh, sayısal üstünlüğün cüretkârlığıyla saldırdı.
Halil’in ülkücü duruşu, tek başına bir ordu kadar cesur olsa da, karşısındaki kızıllar kalabalıktı, acımasız ve vicdansız bir duvar örmüşlerdi. Karşı koymak imkânsız hale gelmişti; kollarından yakalandı ve kalabalığın ortasına çekildi. Bu, onurlu bir er meydanı savaşı değildi; bu, pusuya düşürülmüş bir gencin, zorbalık karşısında teslim olmayı reddettiği andı. Halil’in bedeni esir alınmıştı, ama ruhu ve imanı zincirlenemezdi.
SON NEFES VE KAHRAMANLIK MÜHÜRÜ
Tutsaklığın ardından, Halil Baybars’ın genç bedeni dayanılmaz işkencelerle sınandı. Düşmanlar, sadece vücudunu değil, inancını da kırmak istiyorlardı. Ona uygulanan azaplar, insanlığın sınırlarını aşan cinstendi. Ancak Halil, tüm acılara rağmen davasına ve bayrağına olan sadakatini bırakmadı. O, işkence çemberinde bile onurunu korudu.
İşkencelerin ağır neticesinde, on sekiz yaşındaki Halil Baybars şehadet şerbetini içti. Onun son nefesi, teslimiyet değil, inancının zaferi oldu. O, canını hiçe sayarak, ülkücü kimliğinin bedelini ödedi ve adını kahramanlık defterine altın harflerle yazdırdı.
Bugün, o genç devin hatırası, fani dünyanın ötesinde, İstanbul Zincirlikuyu mezarlığında ebedi istirahatgâhında yatmaktadır.
"Halil Baybars, on sekizinde şehit düşerek, sadece kısa bir ömür yaşamadı; o, tüm bir neslin sancağını kendi omuzlarında taşıyarak, toprağa değil, milletin sarsılmaz hatırasına gömülmüştür."