"Bazı ömürler yaşanmaz, bir milletin kaderine ışık olur; tıpkı 26 Ekim 1979 gecesi, Gaziantep’in karanlık sokağında düşen o mübarek çınar gibi."
KİMLİK VE IŞIĞIN ADI
O, Gaziantep’in yüreğinde doğmuş, kök salmış bir çınardı: Abdulbaki Özsimitçi. Takvimler 1979 yılını gösterdiğinde, 51 yıllık ömrüyle sadece bir esnaf değil, mücadelenin ve dirayetin sembolüydü. Bir yuvayı ayakta tutan baba, sekiz evlada hayat veren bir direk ve bir eşin sığınağıydı. O, sahip olduğu her şeyle; yaşıyla, ailesiyle, duruşuyla, karanlık bir dönemin tam ortasında, feda edilecek en değerli varlığın sahibiydi: İnancının onuru.
BİR YÜREĞİN ADANMIŞLIĞI: İRFAN VE MÜCADELE
Abdulbaki Özsimitçi, ticaretle ruhunu kirletmeyen nadir insanlardandı. Mesleği esnaflıktı; ama asıl görevi, ruhlara rehberlik etmekti. Sahibi olduğu İrfan Kitabevi, Antep gençliğinin sadece kitap aldığı bir mekan değil, aynı zamanda kültürel sohbetlerin yapıldığı, fikirlerin yeşerdiği, milli şuurun filizlendiği bir ocaktı. O, gençlerle ilgilenir, onlara yol gösterir, geleceğe dair umut aşılayan bilgeliği dağıtırdı.
Bu duruş, onu davanın en ön saflarına taşıdı. MHP Gaziantep İl Yönetim Kurulu Üyesi olarak, sadece kağıt üzerinde değil, bizzat sokakta ve gönüllerde mücadele veriyordu. Onun Kitabevi, cephesi; sohbetleri, mermisiydi. Bu sağlam duruşu yüzünden, komünist terörün ve kinin hedef tahtasına oturtulmuştu.
KARANLIĞIN ÇÖKTÜĞÜ GEÇİT
26 Ekim 1979 Cuma akşamı, kaderin ağları örüldü. Saatler 21:30'u gösterirken, Saçaklı Mahallesi Eğdibaba Geçidi'nde, evine doğru yürüyordu. Bu, onun her günkü rotasıydı; ancak bu gece, o yol bir ölüm tuzağına dönüştürüldü.
O an, sanki şehir bile bu alçaklığa seyirci kalmak istemedi. Rampada ilerlerken elektrik lambaları birden söndü. Tüm geçit, korkunç bir karanlığın altına gömüldü. Pusuya yatmış olan caniler, imanın ve irfanın ışığından rahatsız olan çakallar, karanlığın verdiği cesaretle harekete geçti.
SON NEFES, SON HÜKÜM
İlk iki el silah sesi, sessizliği parçaladı. Kurşunlar, inandığı değerler için çarpan o tertemiz bedene saplandı. Abdulbaki Özsimitçi yere düştü. Ancak alçakların kini, yere düşen bir kahramanın azameti karşısında bile dinmedi. Ölmediğini düşünerek, korkunç bir hınçla yaklaştılar.
Kinle dolup taşan cellatlar, bu sefer daha zalimce, iki el daha ateş ederek kurşunları doğrudan beynine sıktılar. Onlar, sadece bir cana değil, Gaziantep’in irfan ocağına ve geleceğine kurşun sıkıyorlardı.
Silah seslerini duyan hanımı, can havliyle evden fırladı. Oğlu yaşında olan o yiğidi kurtarmak, onu hayata döndürmek için son bir ümitle koşturdu. Eşini hastaneye yetiştirmek için verilen o son çaba, bir ayrılış feryadına dönüştü. Ne çare ki, Abdulbaki Özsimitçi’nin ruhu, hastaneye ulaşamadan, yolda teslim edilmiş; şehadet makamına yükselmişti. 51 yıllık ömrü, 8 çocuğunun feryadını geride bırakarak, 26 Ekim 1979 gecesi, Gaziantep semalarına ebedi bir yıldız olarak kazınmıştır.
"O, karanlığı yırtan bir ışık kitabının sahibiydi ve son nefesinde dahi yazdığı tek şey, vatana olan fedakarlığıydı."