"Bazı hayatlar, bir destan yazmak için yirmi yıla dahi ihtiyaç duymaz; çünkü onların adanmışlıkları, zamanın ötesinde yankılanır."
ADANMIŞLIĞIN YEMİNİ
Aydın topraklarının asil evladıydı o. Nazilli’nin Zafer mahallesinde, henüz on dokuz baharını devirmiş, hayatının eşiğinde bir yiğit. Şerafettin Akbaş, gençliğin en taze, en coşkulu çağında, sırtını dayadığı toprağın ve milletin sevdasıyla büyüdü. Babasıyla omuz omuza ziraatçılık yapıyor, Anadolu’nun bereketli toprağını işlerken, aynı zamanda gönlündeki vatan aşkını da filizlendiriyordu.
NAZİLLİ'DEN YÜKSELEN SES
Maddi imkânlar veya zorlu şartlar nedeniyle örgün eğitimden mahrum kalmış olabilir; ancak Şerafettin, yüreğindeki irade ateşiyle kendini yetiştirmişti. Onun okulu, memleket sevdası, dersi ise adanmışlıktı. O, yalnızca bir çiftçi değil, aynı zamanda ülkücü hareketin Nazilli’deki ilk neferlerindendi. Kuru bir listedeki isim değil, Nazilli Ülkücü Gençlik Derneği’nin (ÜGD) kurucu ruhunu taşıyan, ilk üyelerinden biriydi. Genç yaşına rağmen davasına olan sadakati, onu Nazilli’de yükselen bir ses haline getirmişti.
O KARARLI YÜRÜYÜŞ: 1979 SEÇİM VAZİFESİ
Tarih, 07 Ekim 1979’u gösteriyordu. Ülkenin kaderinin yeniden belirlendiği kritik ara seçimlerin yapıldığı gergin bir gündü. Şerafettin Akbaş, sorumluluktan kaçmak yerine, inandığı davanın sancağını yükseltmek için ön saflarda yer almayı seçti. O gün, seçim kampanyası çalışması için ülküdaşlarıyla birlikte bir araca bindi. Bu, sıradan bir yolculuk değil, ideal uğruna çıkılan bir vazife yolculuğuydu; halka doğruyu, hakkı anlatma gayretiydi.
KALLEŞ TUZAK VE SON NEFES DESTANI
Ancak o kararlı yürüyüş, kalleş bir pusuyla kesildi.
Seçim konvoyu ilerlerken, karanlık zihinlerin beslediği kızıl militanlar, savunmasız konvoya haince bir bomba attılar. Huzur getirmeye çalışan genç yürekler, bir anda savaşın ortasında kaldı. Patlamanın dehşetinde, 19 yaşındaki Şerafettin en ağır yarayı alanlardan biri oldu.
Boynundan ve karaciğerinden aldığı darbelerle yere yığıldı. Konvoyun aydınlık sesi, bir anda kan ve acının sessizliğine gömülmüştü. Ağır yaralı halde hemen İzmir Tıp Fakültesi hastanesine kaldırıldı. Doktorlar, genç bedeni hayata bağlamak için insanüstü bir gayret gösterdiler. Fakat boyunda ve karaciğerdeki derin yaralar, davasına adadığı kalbin son atışlarını engelleyemedi.
Şerafettin Akbaş, o gün vatan için çıktığı yolda, inançlarının bedelini canıyla ödedi. Hastane duvarları, genç bir kahramanın son nefesine şahit oldu. 07 Ekim 1979’da, 19 yaşında, Nazilli’nin yiğit evladı, sadece seçim kampanyası görevini değil, milletine verdiği ebedi sözü de yerine getirerek, Aydın’ın kara toprağına, bir şehadet destanı olarak düştü.
"Gençliğinin baharında toprağa düşenler, asla unutulmazlar; onlar sadece bedenen ayrılırlar, ruhları ise adanmışlığın sönmez meşalesi olarak yaşamaya devam eder."