"Bazı hayatlar, karanlığın en koyu anında bile sönmeyen bir meşale yakmak için yaşanır. O, adını yazdığı destanın sadece basit bir işçisiydi, ama duruşu bir dağ kadar yüceydi."
I. BİR RUHUN KİMLİĞİ VE MİLLETE ADANIŞI
Adı: Arslan Demir. O, bir isimden ibaret değildi; o, bir yemin, bir duruş ve vazgeçilmez bir ülküydü. Doğduğu yerin kaydı belki eksik kalmıştı, ama durduğu yerin izi, 21 Kasım 1979’da tarihe kanla ve cesaretle kazındı. O’nun hikayesi, coğrafi bir kökenden ziyade, adanmışlığın destanıydı. Mesleği, basit ve onurluydu: Orsan Un Sanayi’nde bir işçi. Gündüzleri alın teriyle ekmeğini kazanırken, ruhu, memleketin geleceği için çarpıyor, karanlık ideolojilere karşı çelik bir kale gibi duruyordu.
II. GÖREVİN AĞIRLIĞI VE SON KARARLILIK
O dönemin fırtınası Ordu sokaklarını kasıp kavururken, her vatansever, attığı her adımın bir mücadele olduğunun bilincindeydi. Arslan Demir, bu tehlikeli coğrafyada, inancının bedelini ödemeye hazır bir kahramandı. Onun görevi sadece bir un fabrikasında çalışmak değildi; o, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü için sessiz bir nöbet tutuyordu. O gün, Arslan Demir, her zamanki gibi, fedakarlığın ve onurun omuzlarına yüklediği o görünmez ağırlığı taşıyarak mesaisini tamamladı.
III. KADERİN KESİŞME NOKTASI: SAAT 23:30
21 Kasım 1979 Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan o uğursuz gece, saatler 23:30’u gösteriyordu. Arslan Demir, yorgun ama vakur adımlarla, hayatın en rutin eylemini gerçekleştiriyordu: evine yürüyordu. Tehlikenin kokusu havada asılıydı. O, bu yürüyüşün, sadece bir caddeyi aşmak olmadığını biliyordu; o, komünist militanların kol gezdiği Sivas Caddesi üzerinde, Merkez Karakolu’nun önünden geçerek, tehlikenin göbeğinden ilerliyordu.
IV. SON YÜRÜYÜŞ VE EBEDİYETE YOLCULUK
Arslan Demir, karanlığın ortasında, inancından zerre taviz vermeyen bir anıt gibi duruyordu. Pusuda bekleyenler, milletin birliğini parçalamayı hedefleyen hain komünist militanlardı. Onlar, tek bir adamın kararlılığını durdurmak için korkakça, otomatik silahların yıkıcı gücünü seçtiler. Sivas Caddesi, o an, namluların soğuk sesiyle parçalandı. Arslan Demir, tek başına, bu organize saldırının hedefi oldu.
Onu susturmak, onun davasını bitirmek için ne denli büyük bir nefretin seferber edildiğinin acı belgesi olay yerindeydi: Yerde, tam on dört adet 9 mm’lik boş kovan kaldı. Bu kovanlar, bir işçiyi durdurmak için harcanan yıkımın, bir kahramana duyulan korkunun somut kanıtıydı. Arslan Demir, Ordu topraklarına düşerken, ölüme değil, ebedi bir destana adım attı. O, sadece şehit edilmedi; o, 21 Kasım 1979’da, geride kalanlara inancın ve cesaretin son dersini verdi.
"Ve o günden sonra 21 Kasım 1979, Ordu’nun göğüne sadece bir tarih olarak değil, vatan aşkının namlusundan çıkan çelik bir yemin olarak kazındı. O, toprağın altında değil, milletin sönmeyen meşalesinin başında yatmaktadır."