"Bazı yiğitler cephede değil, adanmışlığın çetin yollarında düşer; onların şehadeti, davanın sancağını en yükseğe diken son nefesleridir."
BİR YÜREĞİN DOĞUŞU VE SÖNMEYEN ATEŞ
Tarih, 1978 yılının o hüzünlü sonbaharını yazarken, destanlaşan bir hayatın kısa ancak iz bırakan öyküsü Kırıkkale topraklarında başladı ve yine orada nihayete erdi. CİHAN BUDAK, bu vatanın evladı, henüz hayatının baharında, 28 yaşındaydı. Gencin enerjisi ve birikimiyle dolu bir çağda, geleceğe dair tüm umutlarını bir kenara bırakıp, kendisini milletin davasına adamış bir ruh taşıyordu.
EĞİTİM VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
Cihan Budak, sadece bir idealist değildi; o, hem emeğin temsilcisi bir İŞÇİ hem de aydınlık bir zekânın sahibiydi. Balıkesir Necatibey Eğitim Enstitüsü’nden aldığı eğitim, onun davasını sadece yüreğiyle değil, bilgeliğiyle de taşıyacağının kanıtıydı. Ancak o, masa başında kalmayı değil, eylemin ve halkın arasında olmayı seçti.
Kırıkkale’de, ülkücü hareketin teşkilatlanma sancaklarından birini bizzat o dikti. ÜLKÜCÜ İŞÇİLER DERNEĞİ KIRIKKALE ŞUBESİ kurucularından biri olmak, onun sadece bir üye değil, bir mimar, bir temel taşı olduğunun en güçlü ispatıdır. O, vatan ve millet sevgisini, alın terini akıtan her bir işçi kardeşinin kalbine nakşetmeye yemin etmişti.
SON GÖREV: KÖY VE BELDELERİN ÇAĞRISI
Cihan Budak’ın hayatı, rahatlık arayışından çok, sürekli bir görev bilinciyle ilerledi. Kırıkkale'nin ücra köy ve beldelerine uzanan her yol, onun için kutsal bir yürüyüş alanıydı. 02 EKİM 1978 günü de, tıpkı sayısız gün gibi, davasının sesini Anadolu’nun sessiz köşelerine taşımak için yola çıktı. Makam, mevki veya kişisel çıkar beklemeden, sadece MHP propagandası yaparak, inandığı değerleri en zorlu koşullarda anlatma gayretindeydi.
Onun kahramanlığı, mermilerin önünde durmakta değil; tehlikenin her an pusuda beklediği o yıllarda, yollarda geçen her saniyeyi davasına adamış olmasında gizliydi. Köylere ulaşan o meşakkatli yolculuk, onun adanmışlığının nişanesiydi.
02 EKİM 1978: EBEDİ DURAK VE VAZGEÇİLMEYEN YOL
O gün, Kırıkkale yollarında, Cihan Budak’ın ölüme yürüdüğü son adım atıldı. En yüksek mertebeye ulaşma anı, çatışmayla değil, davanın hizmetindeki bir yolculukta gerçekleşti. Propaganda için yolda olan aracın kaza yapması sonucu rahmetli oldu.
Bu bir tesadüf değildi; bu, vatan için yollarda tüketilmiş bir ömrün, en son nefesine kadar görev başında olduğunun ispatıydı. O, yatağında değil, milletine hizmet ederken şehit düştü. Kaza, onun azmini durduramadı; sadece davası uğruna çıktığı o son yolda, ruhunu göklere taşıyan bir vasıta oldu. 02 EKİM 1978, Cihan Budak’ın bedeninin Kırıkkale toprağına emanet edildiği, ancak adının sonsuzluğa yazıldığı gündür.
"Cihan Budak, cephede değil, davasının yollarında düştü; fedakârlığı bir kaza değil, adanmışlığın bedeliydi. O, milletine hizmet aşkıyla çıktığı o son yolda, yorgunluk nedir bilmeyen bir kahramanlık destanı bıraktı."