“Bazı hayatlar, sadece yaşadıkları anla değil, başkalarına bıraktıkları nefesle ölçülür. Süleyman Tümay, o hayatlardan biriydi.”
YÜREĞİNDEKİ YEMİN
O, sadece bir isim değildi; o, bir dönemin adanmışlığının ve fedakârlığının somutlaşmış haliydi. Ülkücü Şehit Süleyman Tümay, başkentin kalbi Ankara’da doğmuş, ancak ruhunu tüm vatan topraklarına adamıştı. O, Ankara Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulunun bir öğrencisiydi; ama sırtında taşıdığı sorumluluk sadece ders kitaplarıyla sınırlı değildi. Yüreğinde yanan büyük ülkü sevdası, onu sıradan bir hayattan çok ötesine, zorlu bir mücadele hattına taşımıştı. O, milletinin geleceği için çabalıyor, eğitimini tamamlama gayretini davasıyla birleştiriyordu.
BİR MİLLETİN NEFERİ
Süleyman Tümay için yaşamak, dimdik durmak demekti. O zorlu yıllarda, ülkesinin düşmanlar tarafından kuşatıldığına şahit oluyor, bu karanlık günlerde en büyük silahının imanı ve kararlılığı olduğunu biliyordu. Günlük hayatı, okulun sıraları ile ülkü mücadelesinin sarp yolları arasında geçiyordu. Süleyman, sadece bir ferdi olduğu milleti için değil, uğruna can vereceği değerler için nefes alıp veriyordu.
HAMAMÖNÜ’NDE KURULAN PUSU
10 Ekim 1978... Ankara’nın o tarihi dokusunu taşıyan Hamamönü semti, bir kahramanlık destanının yazıldığı son sahneye dönüştü. Süleyman, o gün en insani eylemlerinden birini gerçekleştiriyordu: Üç ülküdaşıyla beraber alışveriş yapmak. Ancak gölgelerdeki nefret, pusu kurmuştu. Hiç beklenmedik bir anda, komünistlerin kalleş kurşunları, iki ayrı yönden ateşlenerek bir ölüm çemberi oluşturdu. Bu, davasına adanmış dört gence karşı kurulmuş alçakça bir saldırıydı.
SON NEFESİN FEDAKÂRLIĞI
Silah sesleri yankılandığında, Süleyman Tümay tereddüt etmedi. İçgüdüsel değil, bilinçli bir kahramanlık dürtüsüyle hareket etti. Kendi canını koruma ihtimalini bir kenara iterek, önce arkadaşlarını dükkânın güvenliğine doğru itti. Onlar kurtulsun diye kendi bedenini hedef tahtasına sundu.
Ancak ateş çemberi çok yakındı. Bu karmaşa anında, ülküdaşı Yusuf Yekeler hain kurşunlarla vurulmuştu. Süleyman, kendi hayatının tehlikesine aldırış etmeden, yaralı Yusuf’u o cehennemden içeri çekmeye çabaladı. O an, bir dosta uzanan el, bir yiğidin son mücadelesiydi. Yusuf’u içeri sokmaya çalışırken, bu kez düşmanın mermileri, doğrudan fedakârlığın kalbine isabet etti.
Süleyman Tümay, kendi canını hiçe sayarak, arkadaşlarının hayatını kurtarmanın bedelini ödedi. 10 Ekim 1978’de, Hamamönü’nde, bedenini siper eden bir yiğit, şahadetin en yüce mertebesine yükseldi.
“Vatan için düşen her can, bir milletin vicdanına yazılmış en büyük destandır. Süleyman Tümay, bedenini siper ederek, dostluk ve fedakârlıkla örülmüş bu destanın son mısrasını yazdı.”