"Kimi zaman bir milletin kaderi, henüz on sekiz baharını yaşamış bir yiğidin camiden çıkarken attığı son adımla mühürlenir."
MİLLETİN KALBİNDEN DOĞAN YİĞİT: CENGİZ
Uşak’ın derinliklerinde, Ulubey ilçesinin Küçükkayalı Köyü’nde, vatan sevgisiyle yoğrulmuş bir fidan yeşerdi: Cengiz Özdemir. Henüz on sekiz yaşındaydı. Hayatın baharını müjdeleyen o genç yaşında, ruhu çelikten bir inançla örülmüştü. O, sadece bir köy genci değil, ailesinin köklerinden aldığı sarsılmaz Türk Milliyetçiliği davasının en saf, en adanmış neferiydi. Özdemir ailesi, Ülkücü duruşlarıyla bir kaleydi; Cengiz ise bu kalenin geleceğe bakan umudu.
ATEŞTEN GELEN MİRAS
Böylesi bir adanmışlık, büyük bedeller ödemeyi gerektiriyordu. Tarih 10 Mayıs 1979’u gösterdiğinde, Cengiz, bu davanın ağırlığını iliklerine kadar hissetmişti. Bir sene önce, aynı karanlık ideolojinin elleri tarafından, dayısı Mahmut Kandemir şehit edilmişti. Cengiz, dayısının toprağa düştüğü o günden itibaren, omuzlarına yüklenen emaneti biliyordu. O, şehitlik mirasçısıydı; tehlikenin her an kapıda olduğunu bildiği halde geri adım atmayan, kararlılığını bu mirasla perçinleyen bir kahramandı.
BAYRAM SABAHININ KANLI VUSLATI
Takvimler 17 Ekim 1980 Cuma gününe, mübarek bir bayram sabahına ulaştığında, Cengiz Özdemir, en kutsal vazifesini yerine getirmek için camiye gitmişti. Bayram; affın, sevginin ve ilahi huzurun tecelli ettiği gündü. Cengiz, ibadetini tamamlayıp, kalbi iman dolu bir şekilde cami eşiğinden dışarı adımını attı.
Ancak zulüm, inançların en saf anını dahi kirletmek için pusudaydı. O karanlık zihniyetler, bir bayram sabahının kutsallığını hiçe sayarak, genç Cengiz’i hedef seçtiler. Vatan ve millet sevgisinden başka hiçbir suçu olmayan bu yiğit, komünist militanlar tarafından alçakça kurşunlanmak suretiyle şehadet şerbetini içti. Henüz on sekiz yaşındayken, ibadet ettiği mekânın kapısında, en büyük yeminini canıyla ödeyerek, fani hayattan baki âleme yürüdü.
HAKKA YÜRÜYÜŞ VE EBEDİ YEMİN
Cengiz Özdemir, bayram sabahı şehit düşerek, Türk Milliyetçiliği davasının o karanlık yıllardaki en genç kurbanlarından biri oldu. Cenazesi, doğduğu toprak olan Küçükkayalı Köyü’nde, geride bıraktığı destansı kahramanlığın sessiz tanığı olarak toprağa verildi.
O, inancından vazgeçmeyip, ölümü göze alarak tehlikenin tam ortasında duran bir neferdi. Cengiz’in toprağa düşen her damlası, vatanın bağımsızlığı ve inancın hürriyeti için ödenen yüksek bir bedeldi. Dualarımız, güzel atlara binip vuslata uçan şehitler kervanının bu aziz ve genç yolcusunun üzerine olsun.
"Cengiz Özdemir'in alnındaki o son damla kan, bir bayram sabahının kirletilemeyecek kutsallığını mühürleyen en büyük mühürdür."