“Bazıları cepheye yürür; bazıları ise, cepheyi kendi memleketinin sokaklarında kurmak zorunda kalır. Mehmet Remzi, karanlığın üzerine yürüyenlerdendi.”
BAŞKALDIRININ YÜREĞİ: MEHMET REMZİ
O, sıradan bir öğrenci değildi; o, 17 Ekim 1979 tarihinde, henüz yirmi yedi yaşının baharında, bir davanın bedelini canıyla ödeyen bir yiğitti. Doğduğu yer olan Adıyaman, onun ilk nefesi kadar, son mücadelesinin de şahidi olacaktı. Adıyaman Sanat Okulu'nu başarıyla tamamlamış, ilim yolunda ilerlemek için Gaziantep Eğitim Enstitüsü'ne adım atmıştı. Ancak o yıllar, bir ülkenin geleceğinin, sınıf defterlerinden çok, sokaklarda yazıldığı yıllardı.
YARIM KALAN EĞİTİM, TAMAMLANAN ADANMIŞLIK
Ders kitaplarının sayfaları, komünistlerin baskısı ve tehditleri yüzünden kapanmak zorunda kaldı. Mehmet Remzi Aslangöz, ülkesinin kurtuluşunu sınıf sıralarında değil, mücadele saflarında aradı. O, Türkiye'yi bölmeye, komünistleştirmeye ve vatan toprağında "kurtarılmış bölgeler" kurmaya çalışan Kürtçü devrimci-komünist hareketlenmeye karşı imanla duran bir neslin neferiydi. Bireysel hayallerini, milletinin geleceği uğruna hiçe sayarak, o dönemin en çetin cenderesine kendini attı.
Ankara’da bulunuyorken, yüreğine inen acı bir haberle sarsıldı: Adıyaman MHP Merkez İlçe Başkanı şehit düşmüştü. Bu sadece bir ölüm haberi değil, cephede bir sancağın düşmesiydi. Güvenli sayılan başkenti bırakarak, kanın ve tehlikenin arttığı Adıyaman’a dönme kararı aldı. Bu dönüş, görev çağrısına verilen en onurlu cevaptı. Kısa sürede, Adıyaman MHP İl Gençlik Kolları Başkanlığı gibi hayati bir sorumluluğu üstlendi; artık o sadece bir öğrenci değil, memleketinin gençliğine yol gösteren bir rehberdi.
KIZIL TEHDİDE KARŞI ADIYAMAN KALKANI
Gençlik liderliği görevi, onu açık hedef haline getirmişti. Mehmet Remzi, her attığı adımın bir tehlike barındırdığını biliyordu, ancak sarsılmaz bir inançla bu tehditlerin üzerine yürüdü. O, sadece bir partinin gençlik başkanı değil, ülkesini parçalamak isteyen ideolojilere karşı Adıyaman'ın direniş kalkanıydı.
Korkunun kol gezdiği, ihanetin gölge gibi takip ettiği günlerde, o duruşundan taviz vermedi. Mücadele, onun için sadece siyaset değil, varoluşsal bir yemin meselesiydi.
17 EKİM 1979: ATEŞ ÇEMBERİ
Son akşam oldu. 17 Ekim 1979, Adıyaman’ın üzerine çöken en karanlık gecelerden biriydi. Akşamın geç saatleriydi. Mehmet Remzi Aslangöz, davasına ortak iki yiğit arkadaşı, Tevfik Seçilmiş ve Mithat Yaşar ile birlikteydi. Üç yürek, omuz omuza.
Adıyaman’ın Bahçelievler semtinde, kurulan soğuk ve alçakça bir pusu onları bekliyordu. Detaylar, o anın dehşetini kelimelerle anlatmaya yetersiz kalır; ancak bilinen bir gerçek vardır: Komünist ideolojinin kör kurşunları, üç ülkücü genci aynı anda hedef aldı.
27 yaşındaki bir liderin son anları, karanlığın sessizliğinde, bir kahramanlık ateşiyle mühürlendi. Mehmet Remzi Aslangöz, geride bırakmak zorunda kaldığı eğitim hayatının yerine, adını, uğruna savaştığı milletin vicdanına altın harflerle yazarak şehadet şerbetini içti. Yüreği Adıyaman için atan bu yiğit, vatan toprağını kanıyla sulayarak, genç yaşta bir destana imza attı.
“O, pusuya düşürüldüğünde dahi, sadece bir kişinin değil, bir ülkenin geleceğinin mücadelesini taşıyordu. Mehmet Remzi Aslangöz, adını tarihe değil, al bayrağın her bir ipliğine işleyen destansı bir fedakârlıktır.”