"Bazen hayat, en parlak istikbali bırakıp, en karanlık çağrıya kulak vermeyi gerektirir. Bu, bir öğrencinin değil, bir kahramanın seçimidir."
KÖKLERİNDEN GELEN SES
Malatya’nın kadim toprakları, Battalgazi’nin derin köklerinden filizlenen bir isimdi ZEKİ ŞİRELİ. Genç bir öğrenciydi, ancak ruhundaki mektep, vatanın sancısıydı. Ailesiyle birlikte, adını fedakârlıkla anıta yazdıran Şehit Fevzi Öz Mahallesi’nde ikamet ediyordu. Onun hayatı, sadece akademik defterlerle değil, milletinin geleceği için duyduğu bitmez tükenmez sorumlulukla yazılmıştı.
YARIM KALAN SIRADANLIK
Zeki Şireli’nin önünde parlak, huzurlu bir gelecek uzanıyordu. O, Bursa Eğitim Enstitüsü’nde okuyordu; ilmin ve aydınlığın yolunda ilerleyebilirdi. Fakat o yıllar, vatanın en zorlu sınavlarından geçtiği, cephelerin sokaklara taşındığı yıllardı. Kalbi, uzaktaki bir sınıfta değil, Malatya’nın dikenli yollarında atıyordu. Bir kahramanlık sezişiyle, kişisel istikbalini yarıda bıraktı. Bursa’nın nispeten dinginliğini, memleketinin tehlikelerle dolu sıcaklığına tercih etti. O, ailesinin yanına, mücadelenin en yoğun olduğu yere geri döndü. Bu dönüş, basit bir memleket ziyareti değil; bilerek, isteyerek ateşe yürüme kararıydı.
12 EKİM 1979: VEDA YÜRÜYÜŞÜ
Takvimler 12 Ekim 1979’u gösterdiğinde, Malatya’nın üzerine henüz güneşin tam gücü inmemişti. Sabah saat 11.00 sularında, Zeki Şireli kendi yuvasına, Şehit Fevzi Mahallesi’ndeki evine doğru son yürüyüşünü yapıyordu. Bu, sıradan bir öğrencinin evine dönüşü olabilirdi; ancak o an, ülkenin kaderi için savaşan bir idealistin kaderi yazılıyordu.
SON DİRENİŞ VE EBEDİ SÖZ
Evine yaklaştığı o uğursuz anda, karanlık pusu kurulmuştu. Hür düşüncenin düşmanı olan, devrimci solcu-komünist militanlar, Zeki Şireli’nin yolunu kesen, alçak bir silahlı saldırı başlattılar. O, barış ve ilim yolunda yürürken, hain mermiler göğsünü hedef aldı. Gözü kara düşman, bir genci susturmak isterken, aslında adını 12 Ekim 1979 tarihinde Malatya semalarına ebedi bir meşale olarak astığını bilmiyordu. Zeki Şireli, aldığı kurşun yaralarıyla düştüğünde, kişisel hedeflerini hiçe sayarak döndüğü topraklara, en yüce mertebeden canını feda ederek söz vermiş oldu. O gün, bir öğrenci şehit oldu; ancak bir kahramanlık destanı sonsuza dek başladı.
"O, sadece bir kurşunla düşmedi; kendi seçtiği kutsal yolda, vatan için atılmış son adımıyla destanlaştı. Unutulmak, sadece sıradanlara mahsustur; kahramanlar, geri döndükleri toprağın hafızasında yaşar."