"Bazı ruhlar, hayatın konforunu değil, milletin namusunu inşa etmek için doğar; İsmail İkiz de destanını sessizce yazan o kahramanlardandı."
KADERİN ÇAĞRISI
1948 yılında, Anadolu’nun kadim kalesi Çanakkale’nin bereketli toprakları, Bayramiçi kazasında bir yiğit dünyaya geldi: İsmail İkiz. O, sadece ailesinin değil, milletinin de geleceğini omuzlayacak bir isimdi. İlk ışıkları memleketinde, ilkokul sıralarında topladı. Daha sonra gençlik yıllarının heyecanı ve idealleriyle Çanakkale’de ortaokul ve lise eğitimini tamamladı.
Ancak kader onu, sadece taş ve topraktan değil, inanç ve azimden de köprüler kurmaya çağırdı. Bu çağrıya uyarak, mühendisliğin zorlu yolunu seçti. Eskişehir Devlet Mimarlık ve Mühendislik İnşaat bölümünden mezun olduğunda, artık sadece bir meslek sahibi değil, vatanın geleceğine imza atacak bir İnşaat Mühendisi’ydi. O, elleriyle beton ve çelik yoğururken, yüreğinde de sarsılmaz bir ülküye adanmışlığın ateşini taşıyordu.
ADANMIŞ BİR ÖMÜR
İsmail İkiz, mesleği ve idealleri uğruna Eskişehir’de, ideolojik fırtınaların en şiddetli estiği günlerde dimdik ayakta durmayı seçti. O yıllar, fikirlerin kurşunla cezalandırıldığı, inançların işkence tezgâhlarında sınandığı karanlık bir dönemeçti. O, vatanına ve değerlerine olan bağlılığını, herhangi bir binadan daha sağlam bir yapı olarak ruhunda inşa etmişti.
O, mühendislik bilgisiyle vatanına hizmet edebilecekken, canını hiçe sayarak, inandığı yolda hiçbir zaman geri adım atmadı. Bu kararlılığı ve duruşu, onu yeraltının karanlık güçlerinin hedefi haline getirdi; çünkü bazıları, dürüst ve onurlu bir duruşun sesini susturmaktan korkardı.
19 EKİM 1977: KARANLIĞA YÜRÜYÜŞ
Takvimler 19 Ekim 1977’yi gösterdiğinde, kahramanımızın hayatının en çetin ve son imtihanı başladı. Eskişehir'de bulunduğu bir anda, komünist terörün hain elleri tarafından kaçırıldı. O anın dehşeti, sessizliği ve çaresizliği tarih sayfalarına yazılmamıştır; ancak bilinen şudur ki, o karanlık güçler onu işkenceyle sınadı, inancından vazgeçirmek için insanlık dışı yöntemler kullandı.
İsmail İkiz’in son anları, metinlerde sadece bir cümlelik soğuk bir bilgi olarak kalsa da, fedakârlığının büyüklüğü her şeyi anlatır: O, işkencenin en vahşisine maruz kalmasına rağmen, davasından dönmedi. O anların detayları ebediyen bir sır olarak kalsa da, bu bilinmezlik, onun teslim olmayı reddeden ruhunun destansı direnişinin en büyük kanıtıdır. 19 Ekim 1977, sadece bir şehadet tarihi değil, bir kahramanlık yeminine sadakatin mühürlendiği gündür.
GÖMÜLEN SIR VE SON VEDA
Canını vatanına feda eden İsmail İkiz’in bedeni, tüm acıların izlerini taşıyarak bir sulama kanalında bulundu. Maruz kaldığı vahşet öylesine büyüktü ki, bedeni tanınmaz haldeydi. Bu utanç verici vahşetin ardından, kahramanımızın cenazesi, kimsesizler mezarlığının soğuk topraklarına defnedildi; adanmışlığın bu denli büyük bir fedakârlıkla sonuçlanması, tarihin en hüzünlü notlarından biriydi.
Kendilerinden uzun süre haber alamayan Ağabeyisi, aylar süren endişeli arayışının ardından Eskişehir’e geldi. Ağabeyinin sarsılmaz sevgisi ve azmi, kardeşinin izini sürdü ve nihayet ceset teşhis edildi. İsmail İkiz, en büyük bedeli ödedikten sonra, hak ettiği onurla karşılandı. Cenazesi, Eskişehir Esentepe mezarlığına taşındı ve şehitlerin şefkati altında ebedi istirahatgâhına defnedildi.
"O, bedeni sulama kanalında bulunsa da, ruhu ebediyen milletinin şuurunda akmaya devam eden ve nesiller boyu yol gösterecek olan kutlu bir nehirdir."