"BAZI YİĞİTLER, EN ZORLU GÜNLERDE BİLE EVLERİNİN EŞİĞİNİ BİR VATAN SINIRI BİLİR VE O SINIRDA CAN VERİR."
IĞDIR'IN GÜVENİLİR OĞLU
Destanlar, genellikle en sade hayatların en büyük fedakârlıklarıyla yazılır. İşte o kahramanlardan biriydi Mustafa Hayat. Hayat’ın adıyla müsemma, mücadelesiyle yücelmiş bir isim. Doğu’nun kadim toprağı, yiğitler yurdu Iğdır’da doğdu ve ömrünü bu aziz şehre adadı. Mesleği şoförlüktü; Iğdır Belediyesi’nin emekçi bir işçisi olarak, alın teriyle yurduna hizmet ediyordu. Basit, onurlu ve dimdik bir duruşun timsaliydi. O, sadece bir çalışan değil, aynı zamanda yuvasını ve değerlerini koruyan bir babaydı; eşi ve iki evladı için kurduğu o küçük cennetin kalkanıydı.
GÖĞSÜNDEKİ YEMİN VE TARİH: 31 EKİM 1979
Tarihler 31 Ekim 1979’u gösteriyordu. O yıllar, memleketin üzerine kara bulutların çöktüğü, inanç ve kimlik mücadelesinin en keskin yaşandığı zorlu bir dönemdi. Mustafa Hayat, taşıdığı "Ülkücü Şehit" unvanını, kuru bir kimlikten çok, inancının ve milletine olan sonsuz bağlılığının bir ifadesi olarak taşıyordu. O, karanlık ideolojilerin, bölücülüğün ve Marksist-komünist militanların şiddetle toprağı bölme gayretine karşı sarsılmaz bir kale olmuştu. Onun hayatı, davasının taahhüdüydü.
AREFE GECESİ VE SON DÖNÜŞ
O gün, mübarek Kurban Bayramı’nın arefesiydi. Bütün yurt, yarın başlayacak olan coşkunun ve birliğin manevi huzurunu yaşıyordu. Mustafa Hayat da görevi başında geçen zorlu bir günün ardından yollardan dönmüştü. Gecenin en sakin, en derin saatleriydi; 24:00 sıraları. Arabasını park etti, yorgunluğunu geride bırakarak huzur bulmayı dilediği yuvasının eşiğinden içeri adım attı. Ailesiyle geçireceği kutsal bayram günlerinin hayali, belki de attığı her adımda ona eşlik ediyordu.
VURULAN OCAK, SÖNMEYEN IŞIK
Ancak o kutsal arefe gecesi, karanlık zihniyetlerin kalleş pusu planıyla karartıldı. Yuvanın en mahrem yeri, huzurun merkezi olan mutfakta iken, dışarıda sinsice bekleyen bölücü militanlar harekete geçti. Hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği bir alçaklıkla, savunmasız kalan ocağa, kahpece ateş açıldı.
Bu saldırı, sadece bir kurşun yağmuru değil, bir inanca ve bir yuvaya yöneltilen nefretti. Mustafa Hayat, bu hain saldırıda, yüreğini hedef alan kurşun yaralarıyla sarsıldı. Geriye adım atmak nedir bilmeyen, yurduna adanmış bu yiğit ülküdaşımız, kendi evinin içinde, yuvasının ortasında düştü. Olay yerinde şehit oldu.
Mustafa Hayat'ın şehadeti, Arefe Gecesi’nin kutsiyetine ve bir yuvanın mahremiyetine yapılan bir saldırıydı. Ancak onun bu yüce fedakârlığı, Iğdır’ın göğünde bir yıldız gibi parladı; bir dönemin acımasız ve kahpe yüzünü gösteren, ancak aynı zamanda davanın büyüklüğünü kanıtlayan ebedi bir nişane oldu.
"MUSTAFA HAYAT ARTIK SADECE BİR İSİM DEĞİL; O, VATAN UĞRUNA DÖKÜLEN KANIN, İĞDIR TOPRAĞINA SAÇILAN İMANIN VE BİR BAYRAM AREFESİNDE ÖDENEN EN BÜYÜK BEDELİN EBEDİ BİR ŞAHİDİDİR."